14 Kasım 2011 Pazartesi

SEVGİ BEKLER Mİ ?

SEVGİ BEKLER Mİ?
Sordular bir gönüle: Aşkın ömrü ne kadardır?
Cevap verdi: Kavuşamadığın sürece uzundur, çok uzun…
Üzerinde düşünülebilecek bir cevaptı bu. Kavuşmak her şeyi çözüyor muydu? Yoksa yeni arayışlara kapı mı aralıyordu? Sevgi bekler miydi? Ne kadar bekleyebilirdi? Yeterince sabırlı mıydı? Bu bekleyiş sürecinde yağan yağmurlarla ıslanır, gökkuşağını görür müydü? Sevgiler karşılıklı mı olmalı, karşılıksız mı? Ne kadar verirsem o kadar almalıyım mı demeliyiz?


Ben düşünüyorum da, karşılıksız mıdır diye sevgiler? Hayır, değil, değil… Her şeyin bir karşılığı var, aşkta da, ailede de, toplumda da…
Sordular bu kez benim gönlüme:
Sevdiğini ta uzaklardan sarıp sarmalayabilir misin? Onun mutluluğu için feda edebilir misiniz kendi isteklerini ve mutluluğunu, zamanını? Her ilişkinin içinde bir miktar da egoizm var mıdır?
Cevap verdi gönlüm:
Özlemek sevmektir. Özlemek sevgiyi büyütür içimde. Zaman tüketmeye çalışırken, özlemlerim büyütmeye çalışır. Cevaplarını bildiğim sorular kadar bilmediklerimi de sorarım her fırsatta. Sorgulamaların başlaması demek, içinizdeki okyanusun kabarması demektir. Bir süre sonra bu okyanusun taşıp, yıkıntılara sebep olma ihtimali de vardır. Ne çok şey gizleriz içimizde ve bunca gizlenmiş sırla birlikte yaşamak ağır geliverir günün birinde. Sımsıkı kapattığımız kapılarımız sert bir rüzgarla ardına kadar açılıverir.


Böylesi zamanlarda ben kapımı kapatmam. Bırakırım açık kalsın. Bilirim ki bu kapılardan çok şey taşıp çıkacak dışarı. Yüklerimden kurtulacağım, yüreğimin ağırlıklarından kurtulacağım. Taze, ılık bir bahar havası dolacak içeri.
Uzaklardan, yorgun gelen bir yolcuyu ağırlayabilirim, aç ise doyurup, yaralıysa yaralarını sarabilirim. Gitmek isterse yoluna, gönderebilirim. Yanlış da çalınmış olsa bu kapı gelen konuk olup hoş anılar bırakacaktır. Gönül hırsızları da girse açık kapıdan, arkalarında bırakacakları izleri olacaktır… Kısacası her türlü durumla yüzleşebilecek ve başa çıkabilecek yüreğe sahibim. Kapıma geleni geri döndürmem. Gelen çıkıp giderken bir daha hiç açmayacakmış gibi kapatıp çekip gitse de…


Gidenin ardından suskun kalabilirim ya da içimde taşan okyanuslarda hayallerimi yüzdürebilirim. Belki darılırım kendime, bekli de gidene…
Belki ben de yanıldığım gibi yanıltırım da. Ve benim de sertçe kapatıp çıktığım kapılar kadar, geri döndüğüm, dönmek isteyebileceğim, yeniden çaldığımda belki açılacak belki de açılmayacak, açılamayacak kapılarım olacaktır.


Sordular başka bir gönüle:
Aşk egoist midir?
Cevap verdi, derin düşüncelere dalarak:


‘’ Ben seni sevmeyi sevdim.’’
‘’ Ben sevgiyi sevdim.’’
‘’ Ben sevmenin bana hissettirdiklerini sevdim.’’
‘’ Ben kalp çarpıntılarını sevdim.’’
…………………………
‘’ Ben seni sevdim.’’


Son sırada tesadüfen yer almadı en son yerleştirilen sevgi ifadesi…
Karşımızdakini sevmek değil, öncelikle hissedebileceklerimiz için isteriz sevilmeyi. ‘’Sevmeyi ‘’ demiyorum ısrarla, ‘’Sevilmeyi’’ diyorum!


Karşınıza biri çıkar da bir gün ‘’ Ben seni sevmeyi sevdim.’’ derse, bilin ki öncelik kendindedir. Siz sonra geleceksiniz. Egoizmin bir türü işte bu. Ardından sorular da gelir. ‘’ Neden sen beni, benim istediğim gibi sevmiyorsun?’’…
Cevabım şu olurdu bu soruya: Ben hiçbir zaman sen değilim, sen olamam.’’ Ancak, sevmek ve sevildiğini hissetmek elbet insanı yükseklere çıkaran bir duygudur.


Sorulara devam edelim.
Cevabı bekleyen, bekletilen, beklenen gönüllerden gelsin bu defa:


Sevgi beklemeli midir? Yoksa yola mı düşmelidir? Keşfe mi çıkmalıdır gizemli şehirleri bulmak için? Gizemli bir şehir midir sevgi? Keşfetmeye değer neler bulunabileceği, herkesin hayal dünyası ile mi sınırlıdır? Keşfetmek, içimizdeki merakı bitirir ve terk mi edilirdi o şehirler bir süre sonra?


Bekleyen gönül cevap veriyor:


Gözü kapalı değildir sevdalar. Her ne kadar öyle görünse de çoğu kez. İçsel gözünüz gördüğüyle, sezdiğiyle bir karara varmıştır. Cevap ve karar çok derinlerden gelmiştir. ‘’Bekle, değecektir beklemeye.’’ demişse, beklemeye başlamışızdır. Gizemleri keşfetme zamanının geleceğini sezmişizdir. Hayallerle başlayacağını her yeni keşfin bilir yüreklerimiz. Gizemli şehirlerde büyülü yolculuklar yaparken biz de keşfedilmekteyizdir aslında. Bu büyü bizi sarıvermişse terk etmek bir yana daha da çekiliriz derinlerine.


Bu şehirde mutluluk var mıdır? Nedir mutluluk? Kapısını her çalana açar mı? Gözyaşıyla akıp yitebilir veya kahkahalarla taşabilir mi uzaklara?


Ve sorular devam ediyor. Cevaplamak isteyen gönüller buyursun.
Zaman gibi, sevgi de kimseyi beklemiyor mu?
Sevgi bekliyor da, seven mi sabırsızdı? Sabırla geçen bu süreçte benlikler katılaşabilir, katman katman eksilebilir mi bekleyenler?


Sevgiler umut mudur? Umutlar yarınlarda mıdır? Yarınlar umut mudur? Umutlar mıdır tükenen, biz miyiz onları tüketen veya tükenen?


Yönümüzü nasıl belirleyeceğiz yarınlara yürürken? Pusulamız şaşarsa, yabancı kıyılara savurursa bir dev dalga bizi?...


Başka kıyılara savrulsak da, zifiri karanlıklarda kalsak da, su gibi, sevgiler de akar ve yolunu bulur yeniden. Sormamız gereken şudur kendimize: ‘’ Değer mi?’’ Evet,(Yine de) her şeye değer diyebiliyorsak yola çıkmalı. Kalbimizin yön göstereceğine inançla ve güvenle. Ama bilinmeli ki, sevgiye ulaşmak için çıkacağımız yolda bizi oyalayanlarla da karşılaşmak mümkün olacaktır. İki çift laf ederken bir eski tanıdıkla ve uçan bir kuşa bakarken arkamızdan geçip gitmiş de olabilir beklediğimiz.


Tebdil-i kıyafet ile dolaşan bir sevgi de olabilir karşıdan gelen. Yollarımız karşılaşmış, belki de selamlaşmış ve o olduğunu bilmeden geçip gitmişizdir. Boşuna arar, boşuna bekleriz. Bakıp da görmemek, kalp gözünü kapanmış olması da mümkündür elbet. Gerçeğin ne olduğunu bilmek, tanımak için asıl o gözün açık olması gerekir ki geleni fark edip, geçip gitmesine fırsat vermeyelim. Belki çok sonra farkına varıp kaybımızın geri dönmek isteriz. O zaman da geç kalmış oluruz. Başka bir yerde soluklanmak üzere durmuş, başka gönüllere konuk olmuş bulabiliriz aradığımız sevgiyi…


Yaşam, kendi belirlediği kuralları içinde, belki yeni tesadüflere, tesadüf gibi görünen olaylara doğru akmakta, bizlerin önüne madde madde serilmektedir. Yürüdüğümüz yolda karşımıza çıkan bu maddeleri bazılarımız okuyup anlayabilmekte, bazılarımız da hiçbir şey anlayamamaktayız.


Binlerce yüreğin binlerce sevgi barındırdığı gibi, binlerce yürek, binlerce acıyı da barındırmaktadır. Binlerce yürek umut yolundadır. Gecenin karanlığında, yıldızların ışığında bile yürümeye devam eden inançlı yürekler, yarınlara, umutlara çıktığımız yolumuzda bizlere yoldaş olsun.


Yaşam bir kurgulama mıdır? Bizler figüranlar mıyız? Bu sorulara cevap arar her yürek. Sorularımızı bazen yüksek sesle, bazen de kimsenin duymayacağı şekilde sorarız. Bulduğumuz cevaplar yüreklerimizde saklı kalacaktır belki de.


Sizin bir cevabız var mı? Ne dersiniz? Aşkın ömrü sizce ne kadardır? Sevgi bekler mi? Seven sabırsız mıdır? Sevgi umut mudur? Umutlar yarınlarda mıdır?
Yarınlar umut mudur?


Umutsuz, sevgisiz, yarınsız kalmamanız dileğiyle.
Kapınızı açan ve gülümseyerek, aydınlatarak giren bir beklediğinizin olabilmesi dileğiyle…


Bekleyenlere ve beklenenlere sevgiyle…


Müşerref ÖZDAŞ

Sorma bana

Sorma bana ne kadar seviyorsun diye,
O kadar işte!
Tavanı kadar sokağın ve
dibi kadar cehennemin..
................................. [Nazım Hikmet Ran]