18 Ocak 2012 Çarşamba

Çinli bir bilgenin erkeklere verdiği 5 öğüt ve buna karşılık Mü'nün kadınlara verdiği öğütler




Çinli Bir Bilgenin Erkeklere 5 Öğüdü

1-Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan kadın bulman önemlidir

2-Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir kadın bulman önemlidir

3-Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir kadın bulman önemlidir

4-Seninle aşk yapmayı seven bir kadın bulman önemlidir

5-Bu dört kadının birbirlerini tanımamaları çok daha önemlidir

 

ÇİNLİ BİR BİLGENİN ERKEKLERE VERDİĞİ 5 ÖĞÜDE KARŞILIK  MÜŞERREF’İN KADINLARA 6 ÖĞÜDÜ
 1-Mutfakta işinize karışmayacak, annesinin yemeklerini aramayacak bir erkek ile olabilmek tercih sebebidir.

 2-Sizin güldüğünüz esprilere gülebilecek, televizyonun üstündeki dantele karışmayacak, aynı zamanda maç izlerken Tv’nin önünden geçiyorsun diye size sinirlenip bağırmayacak bir erkek de olmalıdır yaşamınızdaki kişi.

 3- Seni seviyorum dediğinde bunu yürekten söylemiş olduğunu hissedeceğin, bedeni senin yanındayken kalbi ve ruhu başka birinin yanında da olmamalıdır erkeğinizin.

 4-Seninle aşk yapmayı seven ( ki bu o kadar da önemli değildir çünkü her  çiçekten bal almayı seven bir dizayna sahiptir çoğu… ) fakat aşk yaptıktan  hemen sonra sırtını dönüp yatmayacak, size sevgi ve şefkatle sarılabilecek bir erkek olmalıdır yatağınızdaki.
 5-Aracınızla birlikte  giderken bilmediği bir yerin  adresini rahatlıkla sorabilecek, elinizdeki alışveriş poşetlerini mızıldanmadan taşıyabilecek, dışarı çıkacağınız zaman sizi beklerken ‘’ Haydi artık, kaç saat oldu hazırlanamadın mı ? ‘’ diye söylenmeyecek bir eş bulmalısınız kendinize.

 6-Bu beş özelliğin tek bir erkekte toplanmış olması hemen hemen mümkün olmadığından aynı zamanda kadınlık onurumuz erkeklerden daha yüce olduğundan   aradıklarımızı erkeklere öğütlenmiş olduğu gibi ayrı ayrı kişilerde bulmak yerine bulduğumuzla yani elimizdekiyle yetinelim sevgili kadınlar.

Müşerref ÖZDAŞ







5 Ocak 2012 Perşembe

Aile-Çocuk-Toplum ve Sorumluluk Üzerine





Aile-Çocuk-Toplum ve Sorumluluk Üzerine


Tarih:6 Aralık 2011
Yer: Bayındır-Furunlu köyü
Olay (Haber): evlerinin bahçesinde oynayan küçük Emre, peynir yapmak için kaynatıldıktan sonra bekletilen içi süt dolu kazanın içerisine düştü. Emre’nin annesi Filiz Ulutaş’ın da 9 aydır hastanede kanser tedavisi gördüğü öğrenildi. Önceki gün toprağa verilen küçük Emre’nin başına gelenleri eşinin yanındayken öğrenen acılı baba ise olan biteni hastanedeki eşine söyleyemedi.

Haber başlığı: Kanserli annesine öldüğü söylenemedi

Haber başlığı duygu sömürüsüne çok açık. Açık olmasına rağmen ibretlik bir haber aynı zamanda.


Sıcak süt dolu peynir kazanına düşen bir çocuk: ‘’O çocuk 3.5 yaşında’’ ...
3.5 yaşında bir çocuktan dikkatli olmasını bekleyebilir miyiz? Neyin zarar vereceğini bilmesinin mümkün olmadığı çok açık. Her ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar, o yaşta bir çocuğun güvenliği için gereken her türlü önlem yakınları tarafından alınmalıydı.Deniyor ki savunmada, çocuk hiperaktif. Çocuğun hiperaktif olması ailenin bahanesi olamaz...


Medya duygu sömürüsü yapmayı bırakıp bu tür konulara gerekli hassasiyeti göstermek, toplum eğitimi ve farkındalığına katkıda bulunmak zorundadır.


Yıllar önce de tesadüfen gittiğim bir hasta ziyaretinde aynı odada kalan 2.5 yaşında ve tandıra düşerek yanan, acılar çeken, uyuyamayan, sürekli ağlayan bir çocukla karşılaşmıştım. Hiç tanımadığım bu çocuğa daha sonra küçük bir oyuncak alıp götürmüştüm belki oyalanır, biraz mutlu olur diye...
Söz konusu yaşlar merakın ve dokunarak öğrenme isteğinin yoğun olduğu yaşlardır. Her an gözlerimizin üzerlerinde olması gerekmektedir. Akla gelemeyecek her türlü olayla karşılaşmak mümkündür.
En çok kaza ev içinde, çok yakınımızda ve gerekli önlemler alınmadığı için gerçekleşiyor.


Sağlıklı çocuklar dünyaya getirip sağlıklı kalmaları ve iyi yetişmeleri, sorunsuz büyümeleri için gerekeni en başta ebeveynler, sonra da toplum yapmalıdır. Aile içi eğitim bu konuda şarttır ancak görüyoruz ki eğitimli olması gereken medya elemanları da günümüzde tam olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirememektedir.
                                              ***
Bir de şu haberdeki aileyi görelim:
Tarih: 24 Aralık 2011
Yer: Belçika
Konu: Oturdukları apartmanın 2. katında gece uykuda iken çıkan yangından 2 yaşında ve 40 günlük bebeklerini kucaklarına alarak, onlara bir şey olmasın diye, yardım bekleyip gelmeyince ve çaresiz kalınca, bebeklerini korumak için sırtüstü kaldırıma atlayan Türk anne baba...
Sonuç: Anne başını kaldırıma çarparak ölmüştür, baba ve bebekler yaralıdır.
                                               ***
Şimdi de bir başka sorumluluk, evlat sevgisi ve koruyuculuk  örneğine bakalım:
Tarih: 30 ekim 2011
Yer: Bingöl
Olay:4 çocuklu bir anne, 3 çocuğu ile gittiği bayram alışverişinde iken, bir mağazanın önünde, çocuklarını korumak için canlı bombanın üzerine atlıyor..
Sonuç: Anne ölmüş, çocuklar yaralı ve tedaviye alınmışlardır. Belki içgüdüleriyle davranmıştır ama bir facia yaşanmasını da önlemiştir bu fedakâr anne.
                                                ***


Bir haber ve bir hastalıklı yaşam biçimi daha:
Tarih:5 Ocak 2012
Yer: Bolu-Mudurnu
Olay: 25 yaşındaki E.D. ile imam nikâhıyla yaşayan ve nüfus kaydında 11 yaşında olan Z.Ç.’nin 8 aylık hamile olduğu anlaşıldı. Z.Ç. hastaneye kaldırıldı.
Sonuç: Doktorların hastaneye yatması teklifi imam nikâhlı eşi tarafından kabul edilmeyince evine gönderildi...
Bu bir çocuk, 11 yaşında bir çocuk ve bir çocuğu olacak. Ne olduğunun farkında olup olmadığı tartışılır. Okul sıralarında oturması gereken, yaşıtlarıyla oynaması, yaşaması gereken bir kız çocuğunu bir eve getirip  bir adamın koynuna sokup kadınlık yapması bekleniyor. Suçlu kim? Bu masum çocukları nasıl bir gelecek bekliyor? Ruhlarındaki kırılmalar, simsiyah karanlık nasıl tamir edilecek, nasıl aklanacak?


Toplumumuzdaki anne ve baba fedakârlığına, insan vurdumduymazlığına, insan olmanın  ayrıcalıklı onurundan yoksun yaşamlara çok sayıda örnekler vermek ve yaşamın içinde her an  buna tanık olmak mümkündür.


Görülüyor ki bir yanda beyaz bir yanda siyah, çokça da gri renk mevcut. Sorun sadece kazalar, koruyamamak, ihmal de değil. Öz evladına cinsel tacizde bulunan  ruhlarını şeytana satan babalar, kızlarını satan anneler, dünyaya yeni gözlerini açmış minik bir canı çöp kutusuna, cami avlusuna bırakanlar, para ile satanlar... Ve daha birçok inanmakta güçlük çektiğimiz, içimiz acıyarak duyduğumuz, okuduğumuz olayla karşılaşıyoruz.


Sayıları az olsa da kayıtsız kalan, dikkatsiz, bilgisiz, eğitimsiz ve facialara yol açan aileler dikkatle gözlemeli, çocukları korumaya yönelik yasalar belki yeniden gözden geçirilmelidir.


Zordur insan olmak, insan kalabilmek.
Suretler insan olmuş ne fayda?
Gayret edelim, insan olmanın yüceliğinin farkına varıp koruyabilelim.
Yaşamak günü doldurmak, nefes almak değildir sadece. Yaşama karşı, birbirimize karşı, çocuklarımıza karşı çok sayıda sorumluluğumuz var. Herkes kendi sorumluluğunun bilincinde olmaya çalışmalı, yaşamının her anında bu bilinçle davranmalıdır.


Zordur çocuk olmak.
Çocuk olmak ezilmektir, suçlanmaktır, aşağılanmak, anlaşılmamaktır bazen.
Yaşamda öğrenecekleri ne çok şeyi vardır çocukların… Yalanı öğrenirler, nefreti öğrenirler, sahtekarlığı öğrenirler, ihaneti öğrenirler.. ve her koşulda susmaları, sırları saklamaları beklenir, tehdit bile edilirler. O küçük dünyalarını  ışıltılarla doldurmak yerine karanlıklarla, korkularla doldurururuz.


Ebeveyn hataları ve bunların çocuklar üzerinde bıraktıkları izlerini, gelecekteki yansımalarını hepimiz biliyoruz... Karakter oluşmasında temel etken aile değil midir?
Kısacası zordur bu yolda yürümek.


Zorluklarını kolaylaştıralım onların, uzun ve engebeli hayat yolculuklarını kolaylaştıralım, kısaltmayalım.


Sevgiyle, insan olmanın ayrıcalıklı onuruyla kalın...


Müşerref ÖZDAŞ