28 Şubat 2012 Salı

Sessiz Heceler --- Er kişi niyetine



Sessiz heceler

Bu gece yokluğunun en koyusunda
yalnızlığımın en kuytusundaydım
kadehte durduğu gibi durmadı şarapşarkılar mırıldandık,şiirlere tutunduk,
sayfa 262, seni sensiz bir geceye getirdi
her hecede seni aradım,
şarabın kırmızısı yüzümde yansırken
nefesin olmalıydı yanıbaşımda
sesin olmalıydı çınlayan
sonra kalkıp gitmeliydik gecenin içinde
sen yoktun...
nemlenmiş gözlerimi göremedin
kahkahalarıma eşlik edemedin
duygulandım, dibe vurdum,
sen bilmedin...
Utangaçtı aşk, içtim,
kızardı yanakları,
buğulandı gözleri
ve titredi biraz sesi,
‘’ Ben AŞK’ım’’ dedi...
sen duymadın.
M.Özdaş
21.03.2012
 

Çarşamba- Akhisar
( Dostlar eşliğinde yenilen bir akşam yemeğinin ardından, kalabalığın arasında hissettiğim yalnızlığın, sevgiliye özlemin ve uzaklığın belki de çaresizliğin, imkansızlığın dışa vurumu olarak ortaya çıkmıştır.) 
*
***************************************************
Er kişi niyetine

yaşam uzun bir şarkı,
en son kendi şarkımı söyleyeceğim,
dilim dolaşık, gözlerde buğu,
derin yarıklara sızan abı hayat
umarsızlığıma ilaç.
isyanım kırmızı,
son istasyona yaklaşmakta yolcu.

kestiğin yerde biter mi sandın acılar,
kangren olmuş
irinli sevdan varken sol cebimde.
hayaller firarda,
şair kelimelerle sevişir,
umut diye çığlık atar duyulmaz.

gönülden atılan sevda
çırpındı durdu ağa takılan balık misali
dönmek için yurduna…
eski aşkların rengi soluk, eprimiş…
merhumu nasıl bilirdiniz deseler,
iyi bilirdik demeliyim yine de.

geleceğin eskiyecek aşkları yerine
çıkar zulandan beni yine,
Bu şiir er kişi niyetine…

M.Özdaş
Manisa 2012 
 



*******************************************************************************




Kimi er kişi gerçek sevgili, kimi de ‘’ Sevgili ‘’ kelimesinin başındaki ‘’ S ‘’ harfidir sadece. Başına bir ‘’ E ‘’ yazarsan ‘’ ES ‘’ geçmiş olursun.__M.Özdaş


Er kişi diye başladım , devamı da öyle gelsin.Eski bir kısa notumu paylaşayım:
'' Er kişi görünümünde olup da erlik nedir bilemeyenler adına… gizlilerde kalması gerekenleri gizleyemeyenler, sözüne sahip çıkamayanlar, var gibi gösterdikleri değerlerine bağlı kalamayanlar adına…

Er kişinin gerçek sevgili mi olacağını zaman belirleyecek. Hangi harf olacaksın, ‘’ Sevgili ‘’ kelimesinin başındaki ‘’ S ‘’ harfi mi? Merak ediyorum, hangi tavrın bu harfin başına ‘’ E ‘’ harfini koymama sebep olacak? Geliyorsun, peki gel. Ama gitmeye de hazır ol. Er kişi niyetine hoş geldin diyeceğim öncelikle sana. Özü sözü bir ‘’ ER ‘’ kişi. ‘’ ERROR ‘’ verir misin, vermez misin bilemem. İlk yardım çantam hazır. Gitmelisin demem gerekirse takınacağım ifadem de hazır. Provasını yaptım bile aynanın karşısında. '' 


Müşerref ÖZDAŞ

Katli vacip




Mucklasak mı mucklamasak mı?

Bu gün fena halde şarkıları katletmek geliyor içimden. Neymiş efendim
-Ah bu şarkıların gözü kör olsunmuş. Sen unutamıyorsan o şarkının suçu ne?
Bir şarkısın sen, kimi zaman avaz avaz, kimi zaman sessizce söylediğim, kimi zaman da sözlerini unuttuğum, detone olduğum. Biraz kül, biraz duman, biraz asabiyet, bolca özlem, biraz deli, aptal aşık, biraz kırık, biraz eksik, şarkıların canına okuyan; o benim işte...
Şarkılar ikiye ayrılır: edepli şarkılar, edepsiz şarkılar...


Artık askerler şu meşhur edepsiz ‘’Yaylalar’’ şarkısını söyleyemeyecekler. Komşu kızını zapt eylemese de olur… Sarışın ve esmerler de rahat artık. Ya toplumdaki kişiler nasıl engellenecek? Dam üstünde rahat rahat un elenebilecek mi, tombul ve baş kaldıran uzuvlar düğmelerin kavuşmasına izin verecek mi? Yakalarsa kimse kimseyi mucklayamayacak mı?


Sabah ezanında uyandım, yaklaşık 500 Km uzaktan İstanbul’u izledim bu sabah, istanbulizle.com’dan... İstiklal caddesinde bir kara kedi geçti karşıdan karşıya, belki ciğercinin kedisiydi, belki sokak kedisi. Daha dükkânlar açılmamış, sabahın körü, Çetinkaya’da indirim varmış, bana ne... Yollar ıslak, bir yerlere gidiyor üşüyen insanlar, hafiften bir rüzgar var, Taksim-Tünel arasında işleyen şu nostaljik tramvay da az önce geçti, saatler ilerlerken kalabalık yavaş yavaş artıyor ve şimdi tam şu anda kar yağarken sensizlikle benim içim üşüyor.


Aaa, o da ne? İşte oracıkta köfteci Ramiz de varmış… Yaşadığım şehrin meşhur köftecisi... Köşedeki simitçi müşteri bekler, ocakta çayım demlerken canım çekti birden, uzanıp alıversem...
Kız kulesi pek yalnız, martılar avutmuyor, hava kurşuni gri, dolu mu dolu, bir feribot geçiyor uzaktan, sisin içinde ilerliyor, içindeki yolcuları kim bilir neler bekliyor bugün. Çamlıca tepeleri bembeyaz örtüsüyle, eski filmler geliyor aklıma. Her yerde kar var benim şehrimde de ve kalbim senin bu sabah,  gece olsun hele, kar yağarsa hâlâ gece de senin olur. Beyaz bir sayfa açtık bugüne de.


Demlemekte olan çayımın burun deliklerime ulaşan kokusu mide salgılarımı artırmaya başladı. Mukus salgılarım daha az bugün, gece boyunca dinlenen goblet hücrelerim işbaşı yapmakta gecikti. Aksırıp tıksırmıyorum da, nekahet dönemim şarkı katletmekle ve fana halde saçmalamakla geçiyor.


Dışarıdaki soğuk karlı havaya rağmen içimde batırmamaya çalıştığım sıcacık güneşle başladım güne. Doğan her gününüz bembeyaz, lekesiz, içinizin güneşi bol olsun. Şarkılar söyleyin hayata, bağıra çağıra. Siz söyleyin, ben katlederim itina ile. Keyifli saatler dilerim.

Müşerref Özdaş

Twitter:@Msrf_Zds

28.02.2012

17 Şubat 2012 Cuma

Fetih 1453







Fetih 1453

Ya ben İstanbul’u alacağım ya İstanbul beni...

Dün saat 14.53’te vizyona giren filmin ikinci gününde izledim. Genellikle üniversite ve lise öğrencilerinin  salonu doldurduğu,filmi büyük bir ciddiyetle izlediklerini görmek de  anlamlıydı. Fetih’in künyesi şöyle:

Türü: Tarih, Savaş, Kahramanlık, Aşk
Yapım Şirketi: Aksoy Film
Yapımcılar: Faruk Aksoy, Ayşe Germen
Yönetmen: Faruk Aksoy
Oyuncular: Devrim Evin, İbrahim Çelikkol, Dilek Serbest, Recep Aktuğ, Erden Alkan, Cengiz Coşkun, Şahika Koldemir, Naci Adıgüzel, Alirıza Soydan, Edip Tüfekçi, Sedat Mert
Yapım Tarihi: Eylül 2009 — Ocak 2012
Gösterim Tarihi: Şubat 2012
Süre: 160 – 170 Dakika
Yönetmen: Faruk Aksoy
Yapımcı :Faruk Aksoy-Servet Aksoy-Ayşe Germen
Ortak Yapımcılar :Elif Aksoy -Faruk Metin-Hamit Keleş
Senarist :Atilla Engin
Co-Senarist :İrfan Saruhan-Faruk Aksoy
Filmin müzikleri: Benjamin Wallfisch

672 yılında Medine’de Hz.Muhammed’in evinde başlayan ve peygamber Efendimiz’in şu sözüyle müjdeleniyor Fetih : “Konstantiniyye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O’nun askeri ne güzel askerdir!”

İlk yarı, sinema filmleri ve dizilerin olmazsa olmazı duygusal ilişkilerin de ustaca aralara serpiştirildiği, bol kan, kılıç sesi ve heyecan ile devam ediyor. Tabi ki üstüme de sinen tüm salonu dolduran patlamış mısır kokuları eşliğinde.

Filmin ilk yarısının sonuna doğru pik yapan mide salgılarımı ara verildiğinde mis gibi kokan tam sevdiğim kıvamda (tuzlu ve yağlı)hazırlanmış patlamış mısır ile sakinleştirdim ve ikinci yarıyı daha bir dikkatle izlemeye koyuldum.

+7 yaş olarak belirlenmiş filmi az çok tarih bilgisi olmayan bir kişinin izlediğinde sadece yüksek sesli, görsel efektleri güçlü, harika kostümlerle bezeli aksiyon filmi gibi algılaması mümkün. Ben izlerken tarihin bir özetine göz gezdirmiş gibi oldum.

Ses miksajı özellikle savaş sahnelerinde sadece gürültüden ibaret.

İkinci yarının sonlarına doğru izlenecek olan Ulubatlı ile Giovanni Giustiniani arasındaki uzun kılıç dövüşü sahnesi oldukça başarılı.

Tarihçiler afişte görülen Fatih Sultan Mehmet’in sağ omuzunda ‘Allah’ sol omuzunda ise Hazreti Muhammed yazdığını, Osmanlı savaş felsefesini yansıtacak şekilde kalbinin üzerinde ise Allah yazısı olduğunu, Kollarında ise Kelim-i Tevhid bulunduğunu, bunların gerçeğiyle aynı olduğunu belirtiyor.

17 milyon dolarlık bütçesi olan,16 bin yardımcı oyuncunun rol aldığı ve oyuncuların kıyafetleri için 44 bin metrekare kumaş kullanıldığı, 5 bin metrekarelik kapalı stüdyoda dekor hazırlandığı, özel olarak 10 bin silah ve silah aksesuvarı üretildiği ,dekor, kostüm ve harika efektlerle bezeli bir Faruk Aksoy filmi...

Özellikle filmin 2. yarısında mükemmellik daha ön plandaydı. Yaklaşık 3 yıllık bir emek ve profesyonellik örneği...


Fetih’i tarih kitaplarının dışında bir de bu gözle gördüğünüzde etkilenmemek, duygulanmamak mümkün değil. Tarihe, sahip olduklarımıza, inançlarımıza, irade ve taktik gücüne de hayran olmamak da mümkün değil. Belki film çıkışında İstanbullu olan ya da olmayan, İstanbul’da yaşayan ya da yaşamayan ama İstanbul aşığı olanların yaşadıkları bu dünya şehrine daha bir gururla bakacaklarına, daha çok sahip çıkacaklarına eminim.

Filmin bir sahnesinde de Sultan Mehmet’in eşinden onun yasemin kokusunu çok sevdiğini öğrendik, ayrıca ben de yasemin kokusuna bayılırım. :)

Filmden aklımda kalan vurucu replikler şunlar oldu:

*Tarih korkaklarla yazılmaz.
*Sert rüzgârlar yüksek dağlarda eser.
*Savaş herkesle, barış sadece onurlu insanlarla yapılır.

Zevkle izlenebilecek bir yapım, tavsiyemdir.

Müşerref Özdaş
17.02.2012


14 Şubat 2012 Salı

İşgal altında kalbim


İşgal altında kalbim

Çıkıp gitmek istersiniz bir gün, içinizdeki kayıp çocuğun güleç yüzünü yeniden bulabilmek umuduyla. Yüreğinizin götürdüğü yerdir gidilecek olan ve bu şehrin tek bir ortak adı vardır tüm ülkelerde: "Sevdanın şehri."

Hayatın  darbelerinden kalan izlerle kaçıp kurtulduğunuz şehirdir sevda şehri. Şaşırtmış, hırpalamıştır, itip kakmıştır sizi hayat.
Huzurlu bir kalbe sığınıp bir nefesle onarılmaya başlamıştır yaralar.
Uyur, uyanırsın, ‘’ Rüya mıydı?’’ dersin. Rüyalarını kaybetmek istemezsin.

Bu ortak şehre farklı yollardan gidilir. Farklı  adresler aranır, kapılar çalınır, bazen evde yoktur kimse, kapı açılmaz, bazen aralık bırakılmıştır kapı, sormadan girilir. Çekingen bir konuk gibi hissedersiniz önceleri, sonra yerleşirsiniz. Yadırgarsınız biraz. İklimi farklı, güneşi farklı gelir…

-‘’ Nerde kaldın, çok bekledim.’’ der karşılayan sizi,
Beklendiğiniz kadar beklemişsinizdir siz de.

- ‘’Seni benim kadar kimse sevmemiştir…’’ der  karşınızdaki,
Her seven kendi sevgisinin üstünlüğünü göstermeye çabalar.

- ‘’Yok, hayır. Ben daha çok sevdim.’’ dersiniz iç sesinizi yükselterek.
Hani çocuklara sorulur ne kadar seviyorsun diye:
Taaa.... bu kadar derler ya...
İşte ben seni taaaa… içime sığmayacak kadar sevdim.
Her nefes aldıkça çıkıp azalmandan korkacak kadar çok...
İşin özü, sevdim işte.
Sadece sevdim...

Seni seviyorum,
söylediğimden çok,
yarından az,
dünden fazla,
yüreğine sor beni
işgal altında kalbim...



Sevgi anlatılamaz, tıpkı kardeşi mutluluk gibi. Duyduğun sestir sevgi, baktığın yüzdür. Mutluluk saklanmaz. Gözlerinin içidir mutluluk, atan kalbindir, uçup giden uykularındır.

Yazıyorum seni,
yazıyorum sana,
Harfler yetmiyor
sevgimi anlatmaya…
Buğusu üstünde,
taze demli bir aşk gibisin
sevda soframda.

( Sevdiğime...
Kalbini açan, kapımı aralayan, belki tam vaktinde gelen,  loş koridorlarımı aydınlatan adama, ışığıma  ithafen... Aşkla…)

M.Özdaş
14.02.2012