22 Ekim 2014 Çarşamba

Sihirli eller

21 Ekim 2014 Grammy ödüllü piyanist Michel Camilo, İzmirde konser verdi.Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) sezon açılış konserinde.








Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) sezon açılış konserinde, piyanist Michel Camilo, şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki Ege Sanat Senfoni Orkestrası ile sahne aldı.





Tek kelimeyle "Harika" bir konserdi.





Çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım semtteki (İzmir-Güzelyalı), eski ESHOT otobüslerinin depo alanının; döküntü, kirli, göz zevkini bozan o yerin böyle güzel bir Sanat Merkezine dönüştüğüne tanık olmak da ayrıca güzeldi.
Konserin ardından gerçekleştirilen kokteylde 9 Eylül Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mehmet FÜZÜN, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da aramızdaydı. Onlarla tanışmak, aynı ortamı yaşamak keyifliydi.






Piyanistin tuşlara sihirli dokunuşlarıyla kendimizi bazen sakin bir koyda ılık güneşin altında hissederken bazen dev dalgaların ayaklarımıza çarpması, bazen de uykunun kucağında olmak hisleri ve daha pek çok hissi ard arda yaşadığımız bu konserde orkestra şefi İbrahim Yazıcı'nın da zarif hareketleri de unutulmazdı. Adeta pembeler, morlar, uçuk mavi, uçuk yeşil renkler taşıyan bir düşün içinde birlikte gözlerimizi kapatıp birlikte açtık. O zarif ellerinin her iniş çıkışında, orkestra elemanlarından her birinin çaldığı notaların ritmiyle unutulmaz bir gece yaşattılar.
Bu konserde bulunmamıza vesile olan, davetiyeleri bize ulaştıran, aynı havayı soluduğumuz, belki aynı anlarda nefesimizi tuttuğumuz, aynı anlarda gözümüzü yumup müziğin ritmine ayak uydurduğumuz ASDER yönetimine, Hülya Arıcı Çap'a birlikte olduğumuz sanat dostlarına teşekkürlerimi sunarım.





Müşerref Özdaş




17 Ekim 2014 Cuma

Yaşama buruk ve nazik veda

Yaşama buruk veda


Yaşamak zordur, bazen her zamankinden daha çok kararlı olmayı gerektirir.
Peki ya ölmek?

Öleceğini bilmeden, evden çıktığında geride bıraktıklarına son kez baktığını seslerini son kez duyacağını bilmeden gidip geri dönememek de var yaşamın içinde, bu şekilde hazin bir veda ile ayrılmak da…

Kurşunun adres sormadığı gibi kazaların da sıra sende miydi diye sormadan geliverdiği, içimizdeki karanlığın bazen aydınlığa, bazen de aydınlığın karanlığa dönüştüğü, sürprizlerle, acılarla, umutlarla, umutsuzluklarla, beklentilerle, sevinçlerle, sevinçlerin tükenmesiyle dolu bir yaşam sürüyoruz.

Gündelik sıradan haberler haline geldi artık özellikle trafik kazaları. TV ekranlarında her gün savaş görüntüleri, yaralılar, kan revan içinde görüntülerle karşılaşan insanlarımız bu duruma da o kadar alıştı ki, bardağındaki çayı yudumlayarak, ağzındaki lokmasını yutarak izlemekte.

Dün öyle bir şey oldu ki, haber sitelerinde öyle bir video yayıldı ki,  gitmeye, bu dünyada yaşayacak bir şeyi kalmadığına karar vermiş içimizden birinin veda videosuydu bu. Yaşamak bazen her zamankinden daha kararlı olmayı, daha yürekli olmayı gerektirir gerçekten de. O, aynı kararlılığı gitmek için göstermişti.

Bugün o videoyu ben de izledim. Sükûnet içinde gördüm pek çok kişi aksini iddia etse de.
Tutunacak belki çok dalı olan ama tutunmamayı tercih eden biri gibi göründü bana. Ne yaşadıysa hepsini geride bırakıp çekip gitmek… İsteği buydu, bunu tasarladığı belliydi.
Ölüme gülen yüzüyle belki de içi kan ağlayarak gidiyordu.
“Hayatıma güzellik ve ilham katan herkese teşekkür ederim. İyi bakın kendinize.” diyecek kadar da sevgi doluydu kalbi. Ve 37 yaşında yaşama bye deyip gitmişti.

Açıktı, netti, yaşam motivasyonu kalmadığını belirtiyordu. Çevresiyle de daha önceleri bu fikrini defalarca paylaşmış olduğu da videosundaki şu sözlerinden anlaşılıyordu: 
Bu sabah yaşam defterimi kapatıyorum. Birçok arkadaşımla konuştum bu süreçte, dolaylı ya da doğrudan, okudum, araştırdım ve hatta doktora gittim ama sonunda bu kararı aldım.”

Anlaşılan o ki o kişilerden hiçbirinin eline ve yaşama sarılamamıştı. Belki onun karanlığına ışık tutmayı becerememiş, belki de yaşamındaki karanlığın, ışığının söndüğünün farkına varamamıştı kimse.

Ölüm haberi alındığında yakınları inanamadı, bu gerçeğe inanmakta güçlük çektiler. Yakınları dışındaki çok kişi de onu suçladı. ODTÜ mezunu olduğu öğrenilince de öfke, kalplerdeki karanlık bu defa ODTÜ’lülere yöneldi. İnançsız bir sürü genç yetiştirildiğini saldırganca söyleyenler oldu. İnançsız olduğu için bunu yaşadığını söylediler, yargıladılar. Oysaki kimsenin hakkı değildi yargılama.

O kendini yargılamış ve bir karar vermişti. İşte tek gerçek buydu.
Bir yazılım firması sahibi ve Toastmasters Derneği Başkanı Mehmet Pişkin tarafından çekilip sosyal medyada yayınlanmış bu videonun viral olabileceği de, bir şaka olabileceği de konuşulmuştu.
Hiçbiri değildi.

Sonuç: Ağzında kekremsi şarap tadı, gözlerindeki nem, sigarasından çektiği bir nefes duman ile vedasını yapıp gitti. Belki de pek çok kişiden daha onurluca davrandı.

Kimse kendi doğumuna karar veremez belki ama görüyoruz ki ölümüne karar verebiliyor.

Uzmanlarca bu sağlıklı düşünemeyen bir beynin işi ama hepimiz her gün defalarca çeşitli kanallarda TV yapımcıları tarafından onay verilip gerçekleştirilen bir yığın ölüm kokan haber görmekteyiz. Bu kişilerin beyni Pişkin’in beyninden daha mı sağlıklı?
Hangisi doğru?
Söz konusu veda videosu gösterimden, sitelerden kaldırılsın diyenler ne kadar haklı?

Sevenleri acılarını yaşayadursun, tanımayanlar da suçlayadursun…

Ekşi sözlük’e göz attığımda konu hakkında fikrini belirten kureselpanda nick’ine sahip birinin yazdıkları dilimin ucunda olduğu halde cesaret edip yazamadıklarımı dile getirmiş sanki. Şöyle demiş:

Az önce izledim mehmet pişkin'in intihar videosunu:

Gerçek mi, değil mi bilmiyorum; öğreniriz birkaç saate kalmadan... ama hislerim görüntülerin gerçek olduğu yönünde . Hiç tanımadığım, yüzünü görmediğim, bu kadar güleç yüzlü ve keyifli bir insanın kendisini öldürmeden önce içtiği son şaraba, son sigaraya tanıklık etmek allak bullak etti içimi!
Kendi hayatımı düşündüm, mutluluklarımı ve mutsuzluğumu; umutlarımı ve karamsarlığımı... Sonra bir kez daha baktım Mehmet Pişkin'in gözlerine, dinlediği Ella’nın “ Every time we say goodbye “ şarkısını dinledim yeniden. Boğazım düğüm düğüm oldu. Tanımak istedim O'nu.
İntiharı kutsamıyorum ama bu intihar olayı aklıma Marx'ın intihar üzerine şu cümlesini getiriyor:
"intihar insanın kendi varoluşu üzerine söyleyebildiği son sözüdür." …

Bu sözler üzerine uzun uzun düşündüm. Son sözlerimizin en güzel sözlerimiz olabilmesini diledim.

“ Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın.” demiş Âşık Veysel. O genç adamdan geriye de buğulu bakışları, kararlı sesi, şarabı, sigarası ve şarkısı ile bir video ve anılarda bir isim kaldı.

Sen diyorsun ki: "Hayatın tatsız taraflarıyla çok başa çıkamadım herhalde. Çünkü nazik, neşeli, eğlenceli, akıl ve ruh olarak böyle bir inceliğe ve derinliğe sahip birisi olmayı çok önemsedim. Ve şu anda bunları korumak ve sağlamak ciddi bir yük haline geldi benim için."

Umarım bizler bu ciddi yükü taşımaya devam edebilir, birbirimize bu yükü omuzlamak konusunda yardımcı olabiliriz.

Güle güle genç adam.

Müşerref Özdaş

2 Ekim 2014 Perşembe

Kokulara yolculuğum

Bugün mis kokulu bir sanal yolculuk yapmak geldi içimden.

Kolonya kullanmayı çok severim. 
Çiçek kokularını da.

Yeni yeni duyduğum birkaç kolonya isminden sonra acaba başka bilmediğim neler var diye internet ortamında kokulara doğru bir yolculuk yapmak istedim.


Limon çiçeği kolonyasını hepimiz biliriz de, portakal ( çiçeği ) ve mandalin kolonyası olduğunu bilmiyordum, tesadüfen gördüm bir markette.

Bu kadar da değil, iğde çiçeği , manolyazeytin çiçeği kolonyası da var.Hamsi kolonyasınıkoyu baharat kokusu içeren kolonyaları da yakın zamanda duydum.

Karadeniz deyince hamsiden başka içtiğimiz tavşan kanı 
çay gelir akıllara tabi ki.
Olmaz mı?
Onun da kolonyası var.


Bitmediiii... İncir kolonyası da varmış.Ve dahasııı...

Balıkesir'de duymaya alışık olmadığımız, aklımıza bile gelmeyecek olan çam Kolonyası, hazanakasya, ıhlamurceviz çiçeği, kekik,zeytinzambakyağcıbedir gecelerisefir... kolonyaları da üretiliyor.

Yağcıbedir halısıyla meşhurken şimdi de kolonyaya isim vermiş.

Artık meyveleri hem yiyip hem de vücudumuza süreceğiz anlaşılan.Kolonya dedim de, minik şirin şişeciklere doldurup söz ve nişan, mevlüt, doğum günü kolonyası da yapmışlar.Bu güzel bir fikir.

Tercihlerimiz, beğenilerimiz değişse de rengarenk ve ilginç şişeler içindeki bu kolonyaları görmek hoş doğrusu.

Altın damlasıylaİzmir geceleriyle misler gibi bir yolculuk yaptım mini araştırmam sırasında.

Osmanlı dönemini dizilerde görmeye alıştık ama ya şişelerde gördünüz mü hiç?
Tabi ki Osmanlı Saray kokularından bahsediyorum.

-Padişah kokusu
-Yavuz Sultan Selim kokusu
-Sema kokusu
-Kaptan-ı Derya kokusu
-Lokman hekim kokusu
-Saray kokusu
-Sahra-i Cedid kokusu
-Şehr-i İstanbul kokusu
-Cariye kokusu
-Harem kokusu
-Hürrem Sultan kokusu
-Sadrazam kokusu...

Bu kadarını tahmin etmiyordum doğrusu.

Temizlik ve güzel kokmak istiyorsanız önce suya sabuna dokunup sonra zevkinize göre ille de pahalı parfümler, deodorantlar olmasa da avucunuza dökeceğiniz birkaç damla kolonyayla hem ferahlayın hem de güzel kokalım derim.
Benim favorim yaseminlavanta ve tabi ki limon kolonyaları.

Haydi, siz de benimle hoş kokulu bir yolculuğa çıkın...

İşte böyle; ayılana gazoz, bayılana limon.

Müşerref Özdaş












 



İzmir Geceleri


























18 Eylül 2014 Perşembe

Bir güzel kahve ısmarla kendine




Bir güzel kahve ısmarla kendine
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de


Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan güneş varsa ısın hatta üşü hava soğuksa..


Can Yücel

Ortaya karışık





Eski ebru ustaları yetiştirecekleri kişileri hassasiyetle seçer, her önüne geleni almazken, bu işi ciddiyetle öğrenmeye niyetli olanlar üstadlarının kapısını defalarca aşındırırken şimdilerde ortalık ebru sanatçısı kaynıyor !

Elini sallasan ebru sanatçısı...

Haaa... bir de ebruyu metreyle, metrekareyle ölçmek moda oldu.

Neymiş? Guiness rekoru kırılacakmış...   

Yap ortaya bir karışık !


M.Özdaş

Yağ satarım, bal satarım, zamanınızı da paranızı da çalarım...




TV'de adı lazım değil, kanalın birinde ağzı iyi laf yapan birini çıkarmışlar, önüne koymuşlar bal peteklerini, sallayıp duruyor adam.
- İki değil, üç değil, üçbuçuk değil... tam beş kavanoz balı  *** değil ***fiyata satıyoruz. Acele edin..
Türk insanının beyniyle dalga geçmek değil de nedir bu?

Taaa yerin dibindeki not: Ben belki 3,5 kavanoz isteyeceğim, ne biliyon bayım... :)
                                                          M.Özdaş


8 Eylül 2014 Pazartesi

Hayat kitabının satır araları

Hayat kitabının satır araları


Arayışlar, bekleyişler, seçimler ve hayatın tatları


Yaşam sürerken hangimizin arayışları, beklentileri, yanlış seçimleri olmadı ki?
Hangimizin soruları, öfkeleri, kırgınlıkları olmadı ki?
Peki ya, bu öfkeler, kırgınlıklar neye çare oldu?
Yaşamı şurasından burasından tutup irdelemek istedim biraz.

Yaşam ne demektir?
Yaşam bana göre devinim demektir.
İnsanoğlunun, insankızının bu devinim karşısında olduğu yerde kalabilmesini beklemek yanlış olur diye düşünenlerdenim.
İnsan ömründeki olaylar karşısında duruşların, seçimlerin, beklentilerin değişkenlik gösterdiğine sizler de tanıklık etmişsinizdir.
Yol ayrımlarına gelindiğinde, yönlerin seçilmesinde de hatalar yapılabilmektedir. Çoğu kez de arabesk tavırlar ön planda çıkmaktadır birçok kişide. Aklın ön planda tutulması gerekirken duygularını ön plana getiren kişiler yanlış seçimlerinden dolayı yine hayatı ve etrafındaki kişileri suçlamaktadır. Böylece kısır döngü sürüp gitmekte, kronik mutsuzlukla yaşamaya devam edilmektedir. Sürekli geçmişle ilgili söylemlerin ve durumların arkasına saklanıp kendinde değişim gerektiği halde hiçbir çaba harcamadan bir şeylerin değişmesini, isteklerinin önlerine altın tabakta sunulmasını beklemeleri hayalcilikten başka bir şey olmasa gerek.
Oysaki hayat kitabının satır aralarını doğru okuyabilenlerin doğru yönü seçebilmiş olması sürpriz olmamaktadır.

Aklımızın ve iç sesimizin söylediğini duymazlıktan gelip gösterdiği yönden farklı bir tarafta yürüyüp de doğru olanı bulmaya çalışmakla geçer çoğu kişinin ömrü.
Hayattan ısrarla gelmesini beklediğimiz cevaplar vardır.
Peki, ya doğru soruyu sormadıysak?
Aslında hayattan cevap beklemeden de iç sesimiz bize cevabı çoktaaannn vermiştir de biz bir türlü anlamamışızdır.
Neden mi? İnatlaştığımız için.
Anlamaya çalışsaydık, anlayabilseydik ne o koskocaman hatalarımız olurdu ne pişmanlıklarımız.
Yaşamı daha güzel, daha pürüzsüz, daha huzurlu yaşayabilmek zor değil. Yeter ki o iç sesimizle inatlaşmayalım.
Yaşamımızda kayıp olduğunu zannettiğimiz parçalar da burnumuzun üstünde olduğu halde dört bir yanda aradığımız gözlüklerimiz gibidir.
Bazen de tuz yerine karabiberi fazla olur hayatın. “ Tuz biber olmak “ diye bir deyim vardır ya, kimi insanlar tuz, kimileri biberdir, ancak her ikisinin de dengesizliği, fazla olması zarar verir.
Yine de ne tuzsuz, ne bibersiz kalmayın derim.

Tadınız tuzunuz yerinde olsun.



Müşerref Özdaş

3 Eylül 2014 Çarşamba

Öyle bir zamanda gel ki


87 (700x441, 479Kb)



ÖYLE BİR ZAMANDA GEL Kİ...

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın 
Ellerimde koparmaya çalıştığım zincirlerden kalma yara izleri
yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
Gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.
Yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak...

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.
Hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,
hiçbiri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.
Hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.
hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınamamış olsun beynimde.
hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde...

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
Ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.
Dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad'a yeterince.
Yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmemiş olsun kumlar aktıkça tane tane.
Unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
sevmediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki
yer çekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın...

Orhan Veli Kanık




ceyhun yılmaz öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın

ukuk-1 (480x400, 127Kb)ukuk-2a (480x400, 125Kb)

Düzenleme: M.Özdaşe