ŞİİR KÖŞESİ









Var mıydın gerçekten...

Var mıydın  gerçekten?
Gözlerimiz  buluşmadan, ellerimiz  birbirine  değmeden, yalnızca  yüreklerimizle, dolu  dizgin  bir  aşkı  seninle paylaştık mı  biz?  Yoksa...Acımasız  bir aldatmaca   mıydı  yaşadıklarım?
Kimdin  sen?
Bilinç  altımın  bana  oynadığı  bir  oyun...
Gerçekleşmesini istediğim  ulaşılmaz  bir  düş...Kahredici  bir  duygu  yanılsaması...
Hangisiydin?

Var  mıydın  gerçekten?
Bilemiyorum...
(Alıntı)
*******************************************************
BEYAZ ANTOLOJİ

Temeli 2011 yılında atılıp 2012 yılının ilk aylarında gerçekleşen ve yılın en güzel olaylarından biri olan , içlerinde ben, Cezmi Ersöz, Murat İnce Yağmur Tunalı, Sebahattin Abi, Yavuz Doğan, Mehmet Çetin'in gibi değerli isimlerin de bulunduğu 21 kişilik kadromuzla, incimiz '' Beyaz Antoloji '' de olmanın gururunu taşımaktayım. Bundan önce ilk şiiir kitabım '' Dökülen İnciler '' 2010 yılında Konya'da basılan 64 sayfalık bir kitaptı. O heyecandan sonra yeni bir heyecan oldu '' Beyaz Antoloji''... Umarım içeriği ile gönüllerde yerimizi alabiliriz. 


Beyaz Antoloji'yi tüm seçkin kitapçılarda ve D&R larda bulabilirsiniz. 









********************************************************************************


SARI SAÇLI ÇOCUK


Ey çocuk, 
sarı saçlı çocuk
saçının dalgaları ruhumun dalgalarına benzer,
sen benim sahip olamadığım çocuğum mu,
elden kaçırdığım çocukluğum musun?
en olmadık zamanlarda çıkıyorsun karşıma
kimsin sen?
gözlerindeki pırıltı bana cevap mı?
kahkahaların bana ilaç mı?
Sarı saçlı kız, gel tut elimi yine
dön etrafımda
minik düzgün dişlerini
zengin düşlerini göster bana...
oyna benimle yine
sonra unut git...
o anda kalsın her şey
sil hafızandan,
ama çık karşıma yeniden
daha saymayı beceremeyen dilinle bir şeyler söyle,
ve minik parmaklarınla dokun bana.


M.Özdaş


***************************************************************************************



Sustuktan önce konuştuktan sonra olasılıklar


Hep sonbaharda yaşanırmış gibi hüzünler
Bir Eylül’ün ılık koynunda nazlanan bir günün
Öğleden sonrasında
Bu defa belki son buluşmaya gelmişti adam.

Ağır aksak kelimelerle soracak,
çay kaşığı ile oynarken
sustuktan önce,
‘’Nasılsın?’’

kelimeler kaçışmaya
cümleler topallayamaya başlayacak
kadın söze başlayınca...

hüzünle dalacak gözleri uzaklara
saçını geriye iterken
yutkunacak bir kez daha
hiçbir şey demeden kalkıp gitsem
diye geçerken içinden

''İyiyim'' , belki de '' hiç iyi değilim ''
diyecek kadın.
Gözleri hâlâ uzaklarda...
beklediği başka biriymiş gibi,
ya da duymayı düşündüğü cümle...

adam çay kaşığıyla oynamaya devam ederken
ve son yudumunu alırken
kadının yüzüne bakacak sezdirmeden
her biri kendi yalnızlıklarında
ve söyleyemedikleri sözlerin uzaklığında
otururken yan yana...
sustuktan önce ve
konuştuktan sonra
değişen hiçbir şey olmayacağını
işte o anda bilecekler
ve az sonra kuru bir hoşça kal
deyip uzaklaşıp gidecekler belki de…
“Nasılsın” dediğinde adam
Tüm” İyi değilim”leri bir kenara atacak kadın belki de
Bedeni susayarak
unutulmamış hazlara
Uzanacak elinin kırmızı ojeli parmakları
dokunacak usulca erkeğin eline
Yavaşça gözlerini indirecek yere
Beklediği oymuş gibi…
ve beklediğine değmiş gibi…

İnce belinden tutacak adam…
İnce belli bardağa inat,
bir yudum daha alacak çayından
Son bir yudum…
Eller kenetlenip kalınca birbirlerine
Sığ bir düşüncede, kadın soracak!
Bahara sevdalı açan bir çiçektim ya gözünde
Soldurdun mu beni içinde?
Şaşkın serzenişin ardından dili susacak.
Tüm cümleler sustuğunda kalkıp gidecekler
Bir şey demeden, diyemeden
Akşamın koynuna doğru.
Kutup yıldızının yol göstermesine hiç gerek yok ki
Sevgiyle ve son bir umutla parlayan gözleri kadının
Yola çıkardı bile çoktan.

vakitsiz bir gecede bulacaklar kendilerini
ağzında şarabın buruk tadı, dudağında rengi
dudak tene değdi.
Güneş gibi parlayan bedenleriyle
Uyanmaya adaydılar sabaha
Tüm ”Hoşça kal” ların nihayetinde
Az sonraları da atıp gecenin koynuna.

Müşerref Özdaş & İsmail Mancar
15.02.2012

*********************************************************************************



video

Sevgi(seni) ektim yüreğime

Sevgi ektim yüreğime
Çiçek açar belki yarın,
Sen sevgi sözlerini fısıldarken
Sustu sonbahar
Beklendim ve beklettim mi?
Hoş mu geldim, sevgili?

Dingin bir denizin maviliğine
Atmıştım adımlarımı
Sessizce sardı
Sardıkça çekti
Yeşil hareleri.

Yüreğime cemre düştü
Belki de bu bir düştü
Bir yalancı gülüştü
Kalbime bir eşti
Gördü, geldi, yerleşti.

Zaman durdu sende
Yaşama döndüm gözlerinin
Reanimasyon ünitesinde
Gürül gürül akıyor
Damarda kanlar şimdi
Dinle bak kalbimi
Ve koy teşhisini sevgili.



M.ÖZDAŞ


Sevdiğime...
Kalbini açan, kapımı aralayan, belki tam vaktinde gelen, loş koridorlarımı aydınlatan adama ithafen... aşkla…


Müşerref ÖZDAŞ
24.11.2011

--------------------------------------------------------------------




Bugüne Yine Senin AdınLA BaşLadım..
Hergünüm seninLe doLup TaşıYor ..
MutLu oLmam için Adını anmam yeTerLi..
Bendeki mutLuluk anLatıLamaz ,Yaşadığım sevinçLerimin 'sen haLi' ...
İçinDe sen geçen herŞey güZeL ...

Sen benim en KIyMeTLimSin !..

ÖyLe tariFsiz seviYorum ki seni ...Hep değeRini bilmek , seni hiç kırmamak isTiyorum .. Eğer ben değil de bir başkası seni mutlu edecekse , buna üzülmeyecek kadar çok seviyorum ..

Kaybetmekten korkTuğum Tek Şey senSin ..

Sende Eksiklikler Son buLUyor.Sen benim herşeyimSin.. ÖyLe bir Sen var ki içimde ,SevGim heran aRtıYor.

Sen benim GüLen yanım ,Yaşam kaynaĞımSın..
Sen benim dünüm,bugünüm,GeLeceğimsin...
Yaşadığım onca YanLış sevdadan Sonra sevgimi Tek Hakeden Sensin..

SEn ßana ,ßu iki Uzak ŞéhiR aRaSınDaKi én YaKın MésaFéSin!..

Heran dua ediYorDum Seni kaYbetmemek için .Duam kabul olmadı ,enGeL oLamadım benden gidişine...

Şimdi ayrıldık ..Biri bunun kabus olduğunu söylesin ,uyanınca herşey eskisi gibi olsun istiyorum.Kabullenemiyorum bu ani bitişi...BelKi kavuşmak Hiç nasiP olmayacak ama BiL ki ,Senden sonRa kimse sevilmeyecek..Kimse yerine konmayacak..Kimseye senin gibi sesLenilmeyecek..

Ve ben Biliyorum ki hayatım boyunca karşıma bir sen daha çıkmayacak..

Ne oLUr Benden SonRa kimse için hayaL kuRma mutLu oLmak adına ...biRgün ihtiyacın olursa biRine bil ki ben yanında olacağım..

Şimdi hiçbir umudum yok,senLi hayaLLerim ,hayaL olmanın dışına çıkamayacak biliyorum ama ben yine de
Her Zaman seni seviYor ve bekLiYoR oLacağım. (13.11.2011)




DÖKÜLEN İNCİLERİM...




İnci kolyem koptu bugün.
Yerlere saçıldı tüm incilerim.
Toplayıp dizsem yeniden,
Bİr teki eksik kaldı.
Boynumda 15 incinin izi kaldı.


Birinci inci: Adı vefaydı. Bir ömür sürecekti.
İkinci inci: Şefkat: Sıcacık ısıtırdı.
Üçüncü inci: Güvenimdi.
Dördüncü inci: Aşkımdı.
Beşinci inci: Tutkumdu.
Altıncı inci: Mantığımdı.
Yedinci inci: Unutulan düşlerimdi.
Sekizinci inci: Tutunacak dalımdı.
Dokuzuncu inci: Bekleyişlerimdi.
Onuncu inci: Özleyişlerimdi.
On birinci inci: Hatalarımdı.
On ikinci inci: Öfkelerimdi.
On üçüncü inci: Günahlarımdı.
On dördüncü inci: Dualarımdı.
On beşinci inci: Eksilen yanımdı.
Müşerref ÖZDAŞ




SONLUDUR AŞK DA
Güzel anılar biriktirdim senden, 
Dudağıma solgun gülücükler getiren. 
Özenle sakladım belleğimde, 
Bir yığın oldu daha şimdiden. 
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın 
Bir gün apansız gerçekleşiveren. 

Bir terazinin durgun pirinç kefesine 
Pat diye inince kara kiloluk, 
Nasıl kalkar havaya birdenbire 
Boş kalan zavallı kefe. 
Nasıl titreşir terazi uzun süre, 
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle. 

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce, 
İkimiz için de yaptım bunu. 
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce, 
Bir kefede sana hiç sezdiremeden. 
Koyabilirsin kara kiloyu artık, 
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye. 

Mutluydum ben yine de kendimce. 
Senin girdilerin, çıktılarım benim 
Doğrusu uygundu birbirine, 
Yan yana gelince bir resmi tamamlayan. 
Vazgeçilmezdi ellerin sonra, 
Yangınımdan yorgan döşek kaçıran. 

Ama inan sonludur aşk da, 
Kovalar sonunu kendi kendinin. 
Bana bir uçurum gerek şimdilerde, 
Yeterince dik ve derin. 
Bir çavlan istiyorum çünkü, 
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.  (Metin Altıok)






YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR ( ATAOL BEHRAMOĞLU )

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına 
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU






Bir Yılın Son Günleri / Murathan Mungan

III.
Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Dağınık yatağım,mutsuz yatağım
Çoğalttım mı eksiklerimi?
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
................
IV.

Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Bırakılmış mektuplar
Ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık
Ey hayatıma girenler ve çıkanlar
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
..............
Murathan Mungan









YAŞA SEN ( AZİZ NESİN ) USTAYA SAYGI İLE.

YAŞA !... 
Her şeye boşver, dolu dolu yaşa. 
Madem ki bir aşkın var, ne güzel, tadını çıkar... 
Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi 
yazmışsın bana... 

Her şeye boşver ve aşkı yaşa... İlle de 
büyük aşk olması gerekmez; yaşanan her aşk 
büyüktür, yeter ki tadını çıkarmasını bil... 

Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden, 
günü gününe sev, sevginin tadını çıkar... 
Sevgide geleceği düşünürsen aşkı, 
bombok edersin. Sakın haaa... 
Sonsuz, monsuz diye karşındakinin başını yeme... 

Her şeye boşver; öylesine sev ki, 
sevdiğini bile umursama, salt kendin için sev, 
bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle... 
Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın 
sevgiler kalır sonunda, ne şu, ne de bu... 

Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan 
- ne yazık ki gerekli olan- gereklerdir. 

Aslolan aşktır yaşamda... 

Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye 
aşkı yaşayarak sev... 
İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme... 
İster sürer, ister sürmez... Sen o anı yaşa yeter ki... 

Yitirdiğin zaman; yaşadıklarını kazanmış olacaksın... 
Sonunda elbet yitireceksin, ama yitireceğini hiç 
düşünme; çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da... 

Anılar kazanıyorsun daha ne... 
İç o zaman, sarhoş ol... 

Yüce şeyler düşünme severken, 
sevgiyi berbat edersin; çünkü sevginin 
kendisinden daha yüce bir şey olamaz.. 

Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan... 
Sakın kuşkulara kapılma. 
Karşındakini didikleme, yiyip bitirme... 

Türk gelenekleri, görenekleri öyle... 
Sakın bu aptallığı yapma... 
Severken yirmi yıl sonrasını değil, 
yirmi dakika sonrasını bile düşünme, 
sevinin içine edersin... 

An an yaşa, derin derin hem de... 
Afferin sana... 
Çok sevindim. İşe güce boşver. 
Artık sana ne Surname'yi, 
ne de başka şeyi soruyorum. 

Keyfince yaşa, sev... Sevildikçe sev, 
sevilmeyince de tastamam boşver ve 
o zaman o güzelim yalnızlığına sarıl... 


O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir 
ve sonunda onun koynuna girmek için 
kendi kollarımızla kendimizi sararız... 
O zaman da hiç üzülmeyeceksin. 
Çünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız var; 
günün birinde anamız bile bizi bırakır gider 
ama o yalnızlığımız, biz yaşadıkça bizi hiç bırakmaz... 

Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev! 
Hadi, sevgiyle öperim. 
Yaşa sen !... 

Aziz NESİN 







EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, 
arkalarında doldurulması 
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. 

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, 
en güzel yerde başlatılsaydı eğer. 

Utanılacak bir şey değildir ağlamak, 
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer 

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, 
çalınan birinin kalbiyse eğer. 

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, 
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. 

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, 
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. 

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, 
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. 

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, 
öylesine delice bakmasalardı eğer. 

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de 
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. 

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, 
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. 

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, 
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. 

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, 
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. 

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, 
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. 

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, 
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. 

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, 
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. 

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, 
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. 

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, 
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. 

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, 
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. 

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, 
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. 

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, 
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. 
Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan 

- ne yazık ki gerekli olan- gereklerdir. 

Aslolan aşktır yaşamda... 
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, 
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. 

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, 
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. 

Issızlığa teslim olmazdı sahiller, 
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. 

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. 
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, 
ya canım ellerini tutmak isterse... 

Evet Sevgili, 
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, 
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, 
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! 

CAN YÜCEL


SEN ERGUVAN KOKARDIN 


Erguvan kokardı çiçekler, 
Erguvan çiçekleri açardı bahçenizde, 
Eflatun,pembemsi çiçekler, 
Sen erguvan kokardın, 
Erguvuna çalardı herşey, 
Ben geçerdim akşamları, 
Erguvan kapılı bahçenizden, 
Sana çiçek toplardım, 
Erguvan yapraklarının arasından, 


Havayı koklardık, 
Suyu koklardık. 
Yaşam kokardı hava, 
Leylak kokardı, 
Erguvan erguvan kokardı. 
siyah bir kediniz vardı, 
Siyahi gözleriyle bakardı, 
Ben korkardım neden bilmem? 
O da benden kaçardı. 


Karşı evlerden bakardı bir kadın, 
Komşular bakardı, 
Gizli gizli bakardı, 
Ürkek ürkek bakardı, 
Sen kaçardın kollarımın arasından, 
Kedi bana bakardı. 
Ürkek ürkek bakardı, 
Ben ondan korkardım. 
O da benden kaçardı. 
Hava leylak kokardı, 
Hava seni koklardı, 
Sen... 
Erguvan kokardın, 
Leylak leylak, 
Eflatun eflatun kokardın, 
Pembe pembe kokardın, 
Sen kokardın, 
Ben koklardım, 
Kaçardın.... 


Mustafa Avcu 
**********************************************************************
SENİN RENGİN ERGUVANDI İSTANBUL 


Koyu gölgeleri ile mor salkımlı evlerinden 
İstanbul sana ne kaldı 
Ne kaldı eflatun kokuların döneminden 
Erguvan renkli geceler 
Lacivert düşleri ile çelişkide 
Pempe turuncu gün batımları nerede 
Yok ettiler çağ devleri mor salkımlı evleri 
Eli baltalı adamlar 
Yıktılar yere mor salkımları 
O an bütün istanbul mora boyandı 
Şarabi akşamların gölgesi kaldı 
( Alıntı ) 
***********************************************************************
ERGUVANLAR SOLMADAN GEL 


Yıllar yıllar önce 
Bizim sokağın sonunda 
Erguvan ağaçlı bir bahçe 
Ağacın ardında 
Bir pencere 
Geçerdim kapınızın önünden 
Sessizce 
Kızarırdı erguvanlar 
Sanki beni görünce 
Bir siluet görünürdü pencereden 
Heyecanlanırdım 
Yağmur yağardı ince ince 
Islanırdım 
Titrerdim 
Şimdi nerede o renkler 
O hevesler, o yürekler 
Solunan hava bile değişti 
Ama umut tükenmedi 
Erguvanlar pembeleşti 
Zaman artık hedeflere engel 
Her nerdeysen 
Bir an evvel 
Erguvanlar solmadan gel. 


Mustafa Süreyya Sezgin


Nisan 2010




19 NOLU SONET

Yalnızca benden kaçma yeter 
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni 
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister 
Dilsiz olsan gördüğünü. 

Kör olsam, seni görmek isterdim 
Sen yanımda yol gösterici oldun 
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı 
Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı 

'Bırak beni yaralıyım' desen de boşa 
Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir 
Başka bir yerde değil, yalnızca burda 

Bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse 
Gönlüm herşeyden önce seni ister 
Biz de diyebilirim, ben yerine.

BERTOLT BRECHT


BERTOLT BRECHT KİMDİR?

10.02.1898 Almanya nın Augsburg şehrinde doğmuştur. Esas adı Eugen Berthold Friedrich tir. Liseyi bitirdikten sonra Münih tıp ve fen bilimleri üniversitesine başlamıştır. Ama kendini edebiyata daha yatkın olduğunu hissetip bu dalı ciddiye almamış ve bırakmıştır. 1924 yılında Berline taşınmış ve orada Alman Tiyatrosunda göreve başlamıştır.1926 yılında Marx sempatisi ve komunizme inandığı için Alman Komunist Partisine kaydolmuştur. 1931 yılında Dünya kime ait? isminde emekcilerin problemlerini anlatan bir film yapmış ama filmin komunizm propagandası yaptığı gerekcesiyle yasaklanmıştır. 1933 yılında Reichstag ın yakılmasından sonra Prag, Viyana , İsviçre ve nihayetinde Danimarkaya kaçmıştır.Tüm şiirlerini sürgünde yaşadığı yıllarda yazmış ve tüm şiirlerini Antifaşist Mücadeleye adamıştır. 1935 de Alman vatandaşlığından çıkarılmıştır.Almanların Danimarkaya girmeleri üzere oradan Finlandiyaya ve oradanda ABD ye sığınmıştır.Newyorkta bir çok aydın mülteciyle tanışmış ve onlarla birlikte mücadeleye başlamıştır. Bu arada oğlu Balthazar savaşta doğu cephesinde ölmüştür. ABD de ki oyunu "Galileo Galilei" Amerikan karşıtı bulunup sınırdışı edilip oradan İsviçreye gelmiş ve daha sonra Doğu Almanyaya yerleşmiştir. Hayatı antifaşist mücadelerle geçen büyük şair 1956 yılında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur. (Alıntı)







SENİ SEVDİM


Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

GÜLTEN AKIN

(1933'te Yozgat’ta doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladı. 1955'te Ankra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1956’da evlendi. Beş çocuk büyüttü. 1958-1972 arasında eşinin görevi nedeniyle Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Yardımcı avukatlık, avukatlık ve öğretmenlik yaptı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu. Türk Dil Kurumu’nda dil uzmanı olarak görev yaptı. Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. Şimdi yalnızca şiirle uğraşıyor. Yazdıkları başka dillere çevrildi. 40 kadar şiiri bestelendi. Doğa, ayrılık, sevgi, kadın sorunları gibi temaları işleyen ilk şiirlerini 1956'da "Rüzgar Saati"nde topladı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı. Şiirlerinde büyük ölçüdü folklor öğelerinden yararlandı. Şiir üzerine yazılarını biraraya getiren "Şiiri Düzde Kuşatmak" (1983) kitabında, halk kaynağına inme isteğini, "Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar. )

ESERLERİ: 

ŞİİR: 
Rüzgar Saati (1956) 
Kestim Kara Saçlarımı (1960) 
Sığda (1964) 
Kırmızı Karanfil (1971) 
Maraş’ın Ökkeş’in Destanı (1972) 
Ağıtlar ve Türküler (1976) 
Seyran Destanı (1979) 
Seyran (Bütün Şiirleri, 1982) 
İlahiler (1983) 
Sevda Kalıcıdır (1991) 
Seyran –Toplu Şiirler- (1992) 
Sonra İşte Yaşlandım (1995) 
Toplu Şiirler 1956-1992, (1996) 

DÜZYAZI: 
Şiiri Düzde Kuşatmak (1983) 
42. Gün (1986) 

ÖDÜLLERİ 

1964 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Sığda ile 
1972 TRT Şiir Ödülü Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı ile 
1976 Yeditepe Şiir Armağanı Ağıtlar ve Türküler ile 
1991 Halil Kocagöz Şiir Ödülü Sevda Kalıcıdır ile 
1992 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Seyran ile




SENİ SAKLAYACAĞIM

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda,çizdiklerimde
Şarkılarımda,sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimse görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin,duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak,uyanacaksın.

Bakacaksın,benzemiyor
Gelen günler geçenlere
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım,anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerinde;
Gözlerinde saklayacağım.
Bir gün,tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.

Özdemir Asaf


Yorum Gönder