yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2014 Salı

Beni kategorize etme

DİKKAT!!!
"İnsanlar karşıdakine nasıl davranacağını kestirmek ve kendini girmiş olduğu ilişkide güvende hissetmek için birbirlerini ETİKETLERLER.
Bir çok farklı etiket kullanabilirler. Mesleki bir etiket olarak doktor, öğretmen, mühendis; karşıdakine sizin ile ilgili bir fikir verir. Memleketini sorar insanlar birbirini tanımak ve etiketlemek için. Yozgatlı, Konyalı, İstanbullu. Etiketleme ilişkide rahat hissetmemizi sağlar. Çoğu, özellikle kadınlar için güven ilişki de olmazsa olmaz olduğu için, etiketlemek adına BURÇları kullanırlar.
Hmm demek boğasın, akrepsin! Ne de olsa karşıdakini tanımanın en kısa yolunun onun burcunu bilmekten geçtiğine inananlar var. Dini yahut mezhebi ile etiketleriz. Hangi takımı tuttuğu ile etiketleriz. Etiketleme, davranışlarımızı yönlendirecektir. Etiketler biranda karşıdakinden nefret etmenize yahut ona bir anda bağlanmanıza sebep olabilir. İkisininde sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
Sonuçta etiketlerimiz oluşur.
AHMET: Müslüman ama alevi, galatasaraylı, konyalı, evli... Artık kafamız rahattır. Bu etiketlere göre davranırız. Birçok kişi bu etiketlerin etkisinde arkadaş, dost, eş seçer kendine. Nefret eder, kin duyar yahut sever bu etiketlerin etkisiyle.
Etiketlemenin en kötüsü en iğrenci en sığ olanı ise birinin hangi partiye oy verdiğiyle ilgili olanıdır. Öyle ki günümüz Türkiye sinde yukarıda saydığım etiketlerin tamamını göz ardı etmelerine sebep oluyor insanların.
 AKP'li, CHP'li, MHP'li .....
Sizden nefret etme sebebi oy verdiğiniz parti oluveriyor.
Sizi öldürmek isteyebiliyor insanlar bu etiketin etkisiyle.
Senin iyi bir insan olman onun için hiç önemli olmamaya başladı çoktan. 
Sen yalnızca akplisin, chplisin, mhplisin karşıdakinin gözünde.
Bu denli insanların birbirine küfretmesine, kin ve nefret büyütmesine sebep olan bu etiketi KABUL ETMİYORUM. Bir an önce herkes kendine gelmeli. Bu iğrenç etietlemenin dışına çıkmalı. Birinin senden olması için oy verdiği partiye değil, İYİ BİR İNSAN OLUP OLMADIĞINA BAKMALISIN!"

27 Temmuz 2014 Pazar




Bir gün, yolunuzu kaybederseniz
Bir çocuğun gözlerinin içine bakın.
Çünkü, bir çocuğun bir yetişkine
Her zaman öğretebileceği üç şey vardır..
Nedensiz yere mutlu olabilmek..
Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak..
Elde etmek istediği şey için, tüm gücüyle savaşmak.!
Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak..
Elde etmek istediği şey için, tüm gücüyle savaşmak.!
Paulo Coelho

19 Kasım 2013 Salı

Patatesli tuzlu kek

Mutfakların kurtarıcısı patatesi böyle denediniz mi bilmem ama çay saatlerine, kahvaltılara çok yakışan bir lezzet. Denemeniz tavsiyemdir. Nette  birçok tarif var, her yemekte olduğu gibi bunda da kendime göre eklemeler çıkarmalar yaptım. Denemek isteyenler için tarifi şöyle:

Malzemeler:

1-Orta boy 3 patates
2- 3 yumurta
3- Bir su bardağı yoğurt
4- Yarım su bardağı çiçek yağı ( Daha az yağlı olmasını isteyenler bir çay bardağı yağ ve bir çay bardağı su kullanabilirler)
5- Küçük bir kase ezilmiş beyaz peynir
6- Birkaç minik doğranmış sosis
7- 1.5 su bardağı un
8-Maydanoz ve dereotu ( sadece biri veya varsa ikisini de kullanabilirsiniz. Özellikle dereotu çok yakışıyor).
9- Bir çay kaşığı kuru nane( tercihinize göre artırabilirsiniz)
10- Bir çay kaşığı pul biber( Acı seviyorsanız acı olabilir, miktarını az artırabilirsiniz).


Yapılışı:

Kek yapar gibi tüm ( sosis ve patates hariç)  malzemeler karıştırılır, en son minik doğranmış patatesler ve sosisler eklenerek karıştırmaya devam edilir. Çok akıcı olmayan bir kıvam elde edilecek sonuçta. Verdiğim malzemeler bunu sağlıyor. Karıştırma işlemi bitince kullanacağınız tepsi yağlanıp unlanarak içine boşaltılır. Üstü arzu ederseniz susam veya çörek otu ile süslenerek önceden ısıtılmış fırına sürülür. ( Orta kata)

200 derecede alt ve üst açık durumda iken 40-45 dakika pişirmek yetiyor. ( Sizin fırınınızın durumuna göre değişebilir bu süre. Pişip pişmediğini anlamak için bıçak veya kürdanla kontrol edilebilir).

Afiyet olsun.

M.Özdaş







Beyaz peynir yerine çökelek de kullanılabilir ancak, peynir tadı daha hoş oluyor.








Veee... final :)

Ben ılık yemeyi tercih ediyorum.
İçinde patates olduğu için  fazla yapmayıp o gün içinde tüketilmesi daha yerinde olur. Ertesi güne kalırsa da çok kısa süre ızgara üzerinde hafif ısıtıldığında lezzetinden kayıp vermediğini hatırlatayım.


Yanında iyi demlenmiş çay ve sevilenlerle birlikte  damaklarda da yüreklerde de hoş bir tat bırakıyor.
Deneyin, tavsiyemdir.



1 Ekim 2013 Salı

Ben umudum!




Dört mum yavaşça yanıyordu. 
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu. 

ilki söyledi; 
BEN BARIŞIM 
"Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor,sanıyorum söneceğim" 
alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü. 

ikincisi söyledi; 
BEN İNANCIM 
''Neredeyse herkes benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok'' konuşmayı bitirdiği zaman,bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü. 

Üçüncü mum üzgünce sırası gelince konuştu 
BEN SEVGİYİM 
''Yanık kalmak için artık gücüm kalmadı.İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı.Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular'' Ve hiç zaman yitirmeden söndü. 

ANSIZIN 
Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür.''Neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir''bunu söyleyerek çocuk ağlamaya başlar. 

ARDINDAN DÖRDÜNCÜ MUM SÖYLER 
''Korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz. 

BEN UMUDUM!

(Alıntı)

17 Eylül 2013 Salı

Güven: Anahtar kelime



399 (335x451, 363Kb)



 photo 16092013-1.jpg



Yaprağın kaderi düşmek olsa da zamanı geldiğinde,

insanın düşmemek elindedir bence. 
Herkesin sığındığı sıcak bir kalp, 
dupduru, sevgiyle bakan
gözler vardır.
Anılarda değil, kalplerde, gözlerde kalabilmek,
güven ister, emek ister... 
Güven değerli bir referans olsa da, 
minik bir toz konduğunda üstüne
anında değer yitiren bir referanstır da...
Presnler kurbağaya, prensesler kül kedisine,
elmaslar kömüre dönüştüğünde
yeni bir masal da yazsan nafile...
Nihayetinde
Güven: Anahtar kelime:
soldan sağa, sağdan sola,
yukarıdan aşağı, çapraz... nasıl yazarsan yaz
Beş harfli bir kelime değil sadece.

M.Özdaş





Düzenleme-Esinlenme
Müşerref Özdaş

11 Eylül 2013 Çarşamba

Umut olmak, moral bulmak






Eski bir dosttur, değeri büyüktür, epeydir aramamış görüşmemişsinizdir. 
Bir merhaba demek için, doğum gününü kutlamak için, neşeli bir sesle arar, karşınızdakine  
-" Merhaba, nasılsın? " diye sorarsınız
-"İyi olmaya çalışıyorum, işe başladım yeniden" diye cevaplar, afallarsınız...
-Bir şey mi oldu ki! ?
- Evet, yaklaşık bir ay kadar önce kalp krizi geçirdim, anjiyo oldum, stent takıldı, birkaç gün hastanede kaldım, bir ay kadar oldu...
- Neşeli sesiniz söner birden...

Pamuk ipliği ile hayata bağlı olduğunuzu hatırlarsınız birden.
...
İşte o gün  aradığımda karşımda duyduğum sesi duyamayabilir, bu değerli dostumun yüzünü bir daha göremeyebilirdim.
Hüzünlendim birden.
Bir varmışız bir yokmuşuz.
Daha önce yitirdiğim, özlediğim dostlar, akrabalar, babam aklıma geldi...
Vardılar ama şimdi yoklar.

Sözünü ettiğim bu dostumla daha sonra birkaç kez görüştük , telefonlaştık, iş yerinde de ziyaretine gitmiştim.


Dün de bu değerli bir dostumun evine ziyarete gittim. Akşamüstü idi gittiğimde. Zaman geçiyordu sohbetle, hanımı mutfağa girmişti, biz de balkonda sohbete, birbirimize takılmaya, şakalaşmaya, hayatı ti'ye almaya devam ediyorduk, arada mutfakta çalışmasını da izlediğimiz eşine de takılıp güldürerek. Yavaş yavaş hava kararmıştı, mutfaktan iştah açıcı, mide salgılarımıza pik yaptıran nefis kokular yayılmaya başlamıştı, bana kimse kal demedi ama belliydi, yemeğe kalacaktım, teklife gerek yoktu aramızda. Bizim dostluğumuz böyleydi. Ilık bir eylül akşamında, bundan 22 yıl önce, 9-10 aylık bebekken kucağımda fotoğrafları olan, şu an arslan gibi üniversite son sınıftaki oğlu ile birlikte yemeğimizi yedik, çaylarımızı içtik... 

Güzeldi, yanında huzur bulduğunuz dostlarınızla zamanınızı , sevinçlerinizi, üzüntülerinizi, kaygılarınızı, umutlarınızı, hüzünlerinizi paylaşmak. Yeniden görüşmek üzere ayrıldık ilerleyen saatlerde. 

Bugün öğleye doğru gelen telefon şöyleydi: '' Teşekkür ederim, iyi ki geldin dün, bana çok iyi bir moral oldu... '' 
Bunları duymak güzeldi. Birine umut olmak, moral olmak, birkaç saat de olsa hüzünleriní, kaygılarını unutturabilmiş olmak, gülümsemesine sebep olmak güzeldi...

Allah hiçbir dostumuzun, sevdiğimizin acı, kötü haberini aldırmasın. Günleriniz, huzur, mutluluk içinde geçsin. __Msrf

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Turşu zamanı ( Biber, salatalık, taze fasulye turşusu __ Kahvaltılık domates sosu=ezmesi )

Son birkaç yıldır turşu yapmıyordum çünkü yaparsam fazlaca yiyorum ancak yine bu yıl dayanamadım ve yapmaya karar verdim. Daha önceleri yaparken damak zevkime güvenip göz kararı ile yapardım. bu defa "Altın oran"ı kullanarak yapayım dedim.

" Altın oran " da bileşim şu şekilde hazırlanıyor.
1 litre suya 1 çay bardağı sirke ( elma sirkesi tercih edilmeli)
2.5 çorba kaşığı deniz tuzu veya kaya tuzu

Ben iki litre suyu kaynatıp içine sirke ve tuzu koyup ( bir  iri parça da  limontuzu eklemeyi tercih ettim, daha sert tutması bakımından ) karıştırdım. 
Sterile edilmiş kavanoz ve kapakları işe başlamadan hazırlamıştım. ( Kapaklar tercihen yeni alınmalı ve kaynar suda bir süre tutulup veya kaynatılıp iyice kurulanmalı).

Ben 750 gr. lık veya 1 litrelik cam kavanozlara kurmaya çalışıyorum turşularımı ama yeterince yoksa plastik de kullanıyor ve en erken onları açıp tüketiyorum.

Kavanozların dibine birkaç nohut ( mayalanmayı kolaylaştırmak için) ve birkaç diş sarımsak koyarak işe başlıyorum. biber salatalık ( kornişon tercih etmiyorum)ve taze fasulyeleri ( kış mevsiminde lahana ve havuçla yapıyorum) ayıklayıp, birkaç yerinden her birine minik delikler açıp düzenli biçimde sıralıyorum sarımsakların üzerine. Bir kahve kaşığı toz şeker de ilave edip en son da ılık ılık turşumun tuzunu döküyorum üstüne. Kapaklarını üstünde tutuyor ama kapatmıyorum ki iyice soğusun , buhar dışarı çıkabilsin diye.


Turşuların serin loş bir yerde saklanması gerekmekte. Açtıktan sonra da buzdolabında tutulmalı.
Yaklaşık 3 haftada yemeye hazır oluyorlar.

Sadece turşuyla kalmadım tabi mutfağa girince. Kahvaltılık domates sosu da ( Antep ezmeye benziyor) yaptım. yıkanıp soyulmuş irice dört ya da beş adet domatesi doğradım birkaç parçaya, birkaç  tatlı ve acı biberi de bir iki parçaya böldüm. 4-5 diş sarımsağı  da soyup damak zevkine göre bir miktar( artıtıp azaltabilinir de) maydanozu blendırdan geçirip püre haline getirdim. Derin bir kaba alıp üzerine 2 çorba kaşığı sirke, bir çorba kaşığı salça( biber salçasını sever çok kişi ama benim kesin tercihim domates salçasıdır), 2 çay kaşığı tuz ve bir çorba kaşığı zeytinyağı ekleyip iyice karıştırdım.


Ben kahvaltılarda bu lezzete doyamıyor, çok seviyorum. Bu şekilde hazırlanan sos veya ezme temiz cam kavanozlara doldurulup ağzı sıkıca kapatılıp buzdolabında kış için de saklanabilir. Acı sevenler  içine birkaç turşu süs biberi de ilave ederse harika oluyor.

Bu mevsimi çok seviyorum.Balkonumda patlıcan ve biberlerim kurumakta. Komşulardan gelen güneşlenmekte olan salça kokuları da çok iştah açıcı. Kışa hazırlık telaşı  yaşamın, yaşamın akışı, mevsimlerin değişmesi... kısacası hayat tatlı ya da acı akıp gidiyor. Sağlığınız hururunuz, evinizin bereketi, ağız tadınız hiç eksilmesin dilerim.

M.Özdaş

22 Ağustos 2013 Perşembe

Değişik lezzetler

Zeytinyağlı Çağla


Yüksek dozda C ve E vitamini ile selenyum ihtiva eden çağla, uzmanlara göre bağışıklık sistemini güçlendirerek hem kanserden koruyor hem de kanser tedavisi sırasında vücuda büyük destek sağlıyor. Özellikle de lösemi, kemik iliği ve bağırsak kanseri teşhisi konulan hastalar günde 1 avuç çağla yemeli. Bunun dışında depresyona girenler, streste olanlar ve baş ağrısı çekenler için de çağla bir ilaç işlevi görebiliyor.


 Malzemeler

1 çay bardağı zeytinyağı
1 kg çağla
4 adet soğan
1 adet kabuğu soyulmuş
domates
1 demet dereotu
1 adet küp şeker
½ litre su
Yeterince tuz, biber
Yoğurt

Hazırlanışı

Çağlalar yıkanır ve çekirdekleri çıkartılır. Zeytinyağı tencerede hafifçe ısıtılır. Çağlalar ilave edilip 5 dakika orta ateşte sote edilir. Bu karışıma soğan, domates, dere otu ilave edilerek, karıştırılır. Tuz, biber, şeker ve suyu da ilave ettikten sonra pişmesi beklenir. Yemek soğuduktan sonra, dere otu ve tabağın kenarına bir tatlı kaşığı yoğurt ile süslemek suretiyle servis yapılır.


Çağla çorbası




 Malzemeler


İki kaşık zeytinyağı
200 gram çağla
1 adet soğan
Et suyu veya normal su
Tuz, biber
1 kutu krema

Hazırlanışı

Çağlalar yıkanır ve çekirdekleri çıkartılır. Zeytinyağı tencerede hafifçe ısıtılır. Çok ince doğradığınız soğan ve sarımsak çağla ile birlikte 8-10 dakika kavrulur. Biraz yumuşadıktan sonra içine et suyu veya normal su ilave edilir ve 20-25 dakika kaynatılır. Daha sonra el blender'i yardımıyla püre haline getirilir. Krema, tuz biber ve istediğiniz baharatlar içine katılır. Afiyetle içilir.


Yoğurtlu çağla aşı ( Gaziantep )




Malzemeler

1 kg taze badem çağlası 

500 g parça et 
1/2 bardak nohut
1 adet soğan
5-6 bardak su 
1,5 tatlı kaşığı tuz 
3 kâse (bardak) süzme yoğurt
1 adet yumurta
2 yemek kaşığı tereyağı veya zeytinyağı 
1 yemek kaşığı haspir 
1/2 tatlı kaşığı karabiber 


Hazırlanışı:


Nohudu ayıklayın ve bir gece önceden ıslatın. 
Eti yıkayın ve üstünü aşacak kadar su ile tencereye koyun. Kaynamaya başlayınca suyun yüzeyinde oluşan köpükleri etin suyuna karıştırmadan kevgirle toplayıp alın. 
Soğanı ince ince kıyın, nohut ve tuz ile birlikte tencereye ekleyin. 



Çağlaları ortadan kesin, yumuşak çekirdek bölümünü çıkarın. Çağlaları üstünü kapatacak kadar suyla yumuşayıncaya kadar haşlayın ve süzgece boşaltın. Et ve nohut iyice pişince çağlaları tencereye ekleyin. Eğer çağla çok körpe ise,ayrıca haşlamadan ve bölmeden bütün olarak doğrudan ete koyabilirsiniz. 



Yoğurdu yumurta ile pürüzsüz olana kadar karıştırın. Kısık ateşte sürekli aynı yöne doğru karıştırarak ısıtın. Yoğurdu ısıtırken içine azar azar yemeğin pişme suyundan ilâve edin ve iyice ısınıp kabarmaya başlayınca karıştırarak yemeğe ekleyin. Karıştırmaya devam ederek bir iki taşım kaynatın ve altını kapatın. 



Tereyağı veya zeytinyağını küçük bir tavada kızdırın. Haspir ve karabiberi ekleyin. Çağla aşının üstüne gezdirin ve servis yapın. 


Not: Meraklıları çağla mevsiminde bu yemeği yapmak için Adana tarafından gelen ilk çağlalara rağbet etmez, mutlaka Nurgana köyünden gelen çağlanın çıkmasını beklerlermiş. Nurgana tarafı badem ve meyveleriyle tanınan bir bölgedir.

( Tarifler netten alıntıdır)

25 Temmuz 2013 Perşembe

Sesim soldu

Eski bir dosttur, değeri büyüktür, epeydir aramamış görüşmemişsinizdir. 
Bir merhaba demek için, doğum gününü kutlamak için, neşeli bir sesle arar, karşınızdakine  
-" Merhaba, nasılsın? " diye sorarsınız
-"İyi olmaya çalışıyorum, işe başladım yeniden" diye cevaplar, afallarsınız...
-Bir şey mi oldu ki! ?
- Evet, yaklaşık bir ay kadar önce kalp krizi geçirdim, anjiyo oldum,  birkaç gün hastanedeydim...
- Neşeli sesiniz söner birden...

Pamuk ipliği ile hayata bağlı olduğunuzu hatırlarsınız birden.
...
Bugün aradığımda karşımda duyduğum sesi duyamayabilir, bu değerli dostumun yüzünü bir daha göremeyebilirdim.
Hüzünlendim birden.
Bir varmışız bir yokmuşuz.
Daha önce yitirdiğim, özlediğim dostlar, akrabalar, babam aklıma geldi...
Vardılar ama şimdi yoklar.
... Sesimiz hala çıkıyorsa, gözlerimiz hala görüyorsa, kalbimiz hala çarpıyorsa, selam olsun sevilen, değerli olan ve değerini bilen, hak eden dostlarıma.__Msrf

4 Haziran 2013 Salı

Ulu ağacı baltalamayın

Birlik olduklarını zannederken aslında ülkeyi her gün biraz daha böldüklerini ne zaman görecekler? 
Duygularla, öfkeyle davranír, mantığınızı kilitlerseniz bunu asla göremeyeceksiniz. 
Ne yazık ki yine Atatürk, yine bayrak kullanıldı. 
Yani görüyorum ki bayrakla da Atatürk ile de beyin yıkanabiliyormuş. 
Hal böyle olunca, '' Durun kardeşim, iyi düşünün, yapmayın, demokrasiyi yok saymayın, düşünün, duygusal davranmayın... '' dedikçe '' Sen bizden değilsin '' dediler. 
Oysa tek amacım görebildiğim gerçekleri gösterebilmekti. Türlü bahanelerin arkasına síğındılar. 

Ben eğitimciyim, araştırmalı, akıl, mantık süzgecinden geçirmeliyim.... :( 
Son bir kez daha sormalıyım, söylemeliyim ki: Türkiye ulu bir ağaç, bu ağacı baltalıyor olduğunuzu ne zaman göreceksiniz? 

M.Özdaş

3 Haziran 2013 Pazartesi

Rüyada mıyım?

İnsanlar ne zaman bu kadar vahşi oldular?
Gaza maruz kalmak içlerinde gizli kalan vandal duyguları mı harekete geçirdi?
….
Sosyal medya yangına körükle gitmeyi ihmal etmiyor.
Herkes kendini olağanüstü güce sahip “Braveheart “ zannediyor.



Kışkırtıcı haberlere son gaz devam:
İş makinelerini ele geçirmiş, Toma’lara, panzerlerin üstüne doğru yürüyorlarmış...
Tepki: Oleeeyyyyy.... Helaaalll...


Toma’lar kaçıyor demiş biri, bir başka akilsiz de öneride bulunmuş:Helal olsun genç arkadaşlar, önünüze toma çıkarsa kepçeyle yoldan savurun.


Sonu Kaddafi’ye dönsün isteriz diyor biri...
Tepki: Oleeyyyyy, inşallah...


Biraz düşünün, mantıksız olmayın, söylenecek sözünüz varsa söyleyin ama yakıp yıkmayın, sizi uyaranlara  “ bizden değilsin” deyip, düz kontak devam etmeyin yolunuza.


Hayvanlara bile yapılan şiddete hayır diyen, gözleri dolan, içi yanan kişiler birden mutasyon geçirmiş gibi “ vurun, yakın, öldürün, direnin, kazanın...” demeye başladı.

Biri bana çimdik atsın, rüyada olabilirim.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Gün düşünme vaktidir

Gün düşünme vaktidir


Protesto nedir, ne değildir?
Haksız, yersiz, gereksiz bulduğumuz durumlar karşısındaki tavırlardır. Birçok çeşidi vardır.
" Toplu yapılan protesto gösterileri, idareler ve hükümetler üzerinde gerek demokrasi, gerekse diğer rejimlerde etkili olmaktadır. Bu rejimlerde idareciler, iktidara gelebilmek için halkın tepkisine dikkat etmek zorundadırlar. Güney Amerika’da kadınlar boş tencere, Avrupa’da boş filelerle protestoya giriştiklerinde hükümetler seçimi kaybetmiş, demektir." ( kaynak: protesto.nedir.com)
Mesela son zamanlarda en çok katılım sağlanan bir protesto sosyal paylaşım sitelerinde isimlerin başına TC yazmak olmuştur. Etkili olmuş mudur? Evet.
Protesto demokratik bir haktır da, ancak bunun devletin kolluk kuvvetleriyle çatışma noktasına götürmek, buna zemin hazırlamak  provokatörlerin ekmeğine yağ sürmek demektir.
Peki, ne yapmalı?
Diyorum ki: Ey halkım!

Protestonu yap, adam gibi çekil, sandıkta hesaplaş.

Provokatörler meyvelerini topluyor şimdi.
Uyandık zannedenler şu an daha derin uykuda gibi hareket ediyor.
Naklen savaş yayını yapılıyor sanki sosyal medyada, yalan yanlış bir sürü haber. İğrenç kelimeler, hakaretler...

Demokrasiye inananlar, sandıkta hesaplaşın lütfen. Kendinize bir sorun Allah aşkına, biz ne için başladık, ne yapıyoruz, hangi noktaya itildik ! diye. Uyanın, gerçekten uyanın artık.

Öfkeyle kalkan zararla oturur diye boşuna dememişler, gün düşünme vaktidir, beyinleri otomatiğe bağlananlar, lütfen biraz düşünün.

1980 öncesi, Mü yani bendeniz üniversitede, olaysız gün yok gibi, çoğu zaman okula gidilmiyor. Kurtarılmış bölgeler, huzursuz geçen günler, belirsiz bir gelecek...

O günleri hatırladım birden. 12 Eylül 1980 günündeyiz; moleküler biyoloji dersinden sınavım var o gün, sabah evden çıktım, fakülteye gideceğim, yolda jandarmalar tarafından durdurulup geri gönderiliyor sokağa çıkmış olanlar. Bir jandarma cipinin nasıl bir şey olduğunu, bu cipe binmeyi o günlerde öğrendim :) Nasıl mı?
Yağmurun çokça yağdığı bir akşamüstü, eve dönüşte yola girilmez durumda, seller akıyor, eve kadar gitmem hemen hemen imkânsız, devriye gezen jandarma yardım öneriyor ve atlıyorum öne, ulaşıyorum eve. :)

Neyse fazla uzatmadan devam edeyim.
O günleri Allah bir daha bu ülkeye yaşatmasın. Zor günlerdi zor.

O yüzden yeniden diyorum ki, birkaç gündür yaşanan gerilim daha da tırmandırılırsa ki buna alenen destekli olarak yapılmaya devam ediliyor; ülkemizi geri götürmeye yarar sadece. İstikrara giden yol demokrasidir. Durun artık ve hesabınızı demokratik yollardan sandıkta görün ey halkım, uyarılara kulak verin çok geç olmadan.
Sağduyu ve anlayış öncelikle yöneticilerden gelmeli elbette ama bizler de kendi üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeli değil miyiz?


M.Özdaş

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Hay-Hay


Hay-Hay

HAYat______ ve______HAYal
Hayat ile hayal arasındaki 7 fark :
1-Hayat devam eder kendi bildiğine, 
hayalse bizim istediğimizce sürer.

2-Hayat acıdır, hayal onun kremasıdır.
3-Hayat üzer, hayal güldürür.
4-Hayat ciddidir, hayaller uçarıdır.
5-Hayat uzundur, hayaller kısadır.
6-Hayat sivridir, hayalin yumuşak kenarları vardır.
7-Hayat korkutur, sindirir, küstürür, hayaller gülümsetir.

Hepsine de hay-hay...
Dümdüz bir çizgide gitmez hayat.

Hayallerden vazgeçmenin pişmanlığı, hayattan vazgeçmenin ürpertisi yakışmasa da yapışır bazen üzerimize. Sabunköpüğü gibi hayallere gerçekler değince bir anda booommmmm!!!

Köşeyi dönsem ÖLÜM...düz gitsem HAYAT... der bir şarkıda,
HAYAL ise dikey çıkış, hayallerin suya düşmesi denilen şey de tepeden yere çakılma anlarıdır.Belki de boyunuzu geçmeyen bir suya balıklama atlayıp dibe çakılmak.Beyin ölümünün gerçekleşmesi hayallerin...

Oyun oynayan kader midir yoksa insanların kendi kurduğu hayaller mi yıkılıyor?Kendi yazdığı oyunda mı oynuyor ?
Fısıltıları rüzgâra da karışsa, çok uzaklardan da gelse, anlamak isteyen anlar her zaman hayatın sözlerini.

Sözsüz iletişimi de iyi başarır hayat.
Ve bir gün son sözünü de söyler hayat.

Son noktasını koyar, büyük harfle yeni bir cümle başlamasa da, verilecek hesaplar, çekilecek azaplar başlayacaksa buna da hay hay diyebilmek için hayattayken( aslında hayalde )  hayat ötesini hiç düşündük mü?
Yaşamın adil olmadığından söz ederiz en bunaldığımız zamanlarda. Şans bize gülmemiştir, talih kuşu konmamıştır omzumuza... Yakınır dururuz.

Çok sonraları geri dönüp biraz da derinlemesine ve sakince düşündüğümüzde, yap bozun parçaları zaman içinde yerine oturduğunda birden anlarız ki bize şanslar verilmiştir.
2. bir şans, 3. bir şans... belki daha fazlası.

Aklınız başında, doğru kararlar verebileceğiniz günleriniz, şansınız  bol olsun.

Şanslarınızı doğru kullanabilmeniz dileğiyle...
Gelen günlere ve şanslara hay hay, hadi şimdilik bana da bay bay.

Müşerref Özdaş